Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: NUR-U ZİYA SOKAĞI  (Okunma sayısı 9538 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 09, 2007, 10:15:55 ös
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9320
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

NUR-U ZİYA SOKAĞI




                   


   
De Gaulle, Mitterand, Mimar Mongeri'nin, dans hocası Panosyan'ın, Behice Boran'ın, Kadri Aytaç, Örsan Öymen'in, M. Butterfly'ın, Franz Liszt'in adımlarını duyar gibiyiz bu sokakta. Az daha Kamelyalı Kadın da gelecekti. Galatasaray'daki Nuruziya Sokağı nice misafir ağırlamış, nice ömürler yaşamış, büyük bir yangın geçirip yeniden inşa edilmiş, bazen yalnız kalmış, terkedilmiş, ama mahalle hüviyetini hiçbir zaman yitirmemiş bir sokak.

      Nuruziya Sokağı, özellikle dekadan Tanzimat Devri'nin en itibarlı sokaklarındadı. O dönemden, hatta 16. yüzyıldan bugüne kadar siyasi, ekonomik, toplumsal gelişmelerden bu denli etkilenen sokak azdır. Osmanlı - Fransız - Leh uzlaşması, Lehistan'ın bölünüşü, Rus Devrimi, kozmopolit üç kıta imparatorluğunun çöküşü, mübadeleler, "Vatandaş Türkçe Konuş Kampanyası," Varlık Vergisi, 6-7 Eylül, 1964 sürgünü, '74 Kıbrıs krizinin dolaylı ve dolaysız olarak oluşturduğu psikolojik ortam, sokağın topografisini kökten değiştirmiş bulunuyor.
      Nuruziya, Galatasaray'dan Tünel'e giderken sol kolda, Odakule'nin tam karşısındaki sokak. Eskiden adı Polonya Sokağı imiş. 1930'larda devrin belediye meclisi tarafından adı değişirilip, Mason dünyasının iki önemli kavramı olan "nur" ve "ziya"yı bir araya getiren "Nur-u Ziya" adını almış. Tarihi boyunca büyük sarsıntılar geçiren bu sokak bugün eski dokusunu tamamen koruyamamakla beraber, gene de taşıdığı melez mimariyle son derece özgün. Bir zamanlar Karaköy - Galatasaray dolmuşlarının kalktığı girişinde bugün sadece High School'un heybetli binası bulunuyor.
« Son Düzenleme: Temmuz 02, 2008, 01:29:52 ös Gönderen: V.I.T.R.I.O.L. »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Masonlar.org - Harici Forumu

NUR-U ZİYA SOKAĞI
« : Temmuz 09, 2007, 10:15:55 ös »

Temmuz 09, 2007, 10:17:26 ös
Yanıtla #1
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9320
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

BİR ZAMANLARIN TARZAN MAHALLESİ
      "Beyoğlu İş Merkezi'nin arka tarafındaki arsada top oynardık. Topumuz Fransız Elçiliği'ne kaçardı. Onu almak için neler çekerdik. 2. Dünya Savaşı sonrası dönemi. Karneler yeni kalkmış. Top da kıymetli. Topu almak için duvardan aşağı atlayıp bahçeye girerdik. Kovalarlardı. O arsada ayrıca incir ağaçları vardı. Reçel inciri, erkek incirdi. Koparıp satardık bunları Rumlar'a. Rumlar çok reçel yaparlar. Bu incire de 'yagliko sika' derler." Pars Kürkevi'nin sahibi Ohannes Alaçoğlu, o olağanüstü sevimli, espirili levanten tavrıyla anlatıyor Nuruziya Sokağı anılarını. Mösyö Ohannes'i dinledikçe Beyoğlu'nun kaybolan o eski insanları gözümün önünden bir şerit gibi geçiyor.
      Elçiliğin yanında, Beyoğlu İş Merkezi'nin bulunduğu bu arsada çok futbolcu yetişmiş. O dönem arsanın adı: Tarzan Mahallesi. Çünkü top elçilik bahçesine kaçtığında duvardaki sarmaşıklara tutunularak inilirmiş bahçeye. 1950 - 60 döneminde biri Fenerbahçeli, diğeri Kasımpaşalı futbolcu kadeşler Haldun - Feridun Bukeger ve bir dönemin meşhurr oyuncusu, o zaman Yenişehirsporlu Kadri Aytaç da sahaya gelip maç yapanlardan.







FRANSA-POLONYA KONSENSUSU

      Polonya Sokağı büyük bir olasılıkla polonya'nın bölünüp siyasi bağımsızlığını yitirdiği yıllarda İstanbul'daki Fransız Büyükelçiliği'ne sığınan Leh ulusal direnişçileri için verilmiş bir ad. "Bu sokağın bulunduğu tüm bölge adeta bir Fransız mahallesi imiş," diyor Ara Güler ve devam ediyor: "Palais de France'daki Fransız Arkeoloji Enstitüsü'nü Albert Gabriel kurdu 30'larda. Ben ve Azra Erhat, Mösyö Gabriel ile röportaj yapmıştık. Müthiş bir kütüphanesi vardı. Türkiye hakkında çok kitap yazıp, fotoğraflamıştır. Mükemmel Türkçe konuşurdu."
      İngiliz High School Kız Lisesi de 1858 yılında Lady Redeliffe tarafından Fransız hanedanlığının bir kolundan gelen Franchini - Longueville'nin evinin arsasına kurulmuş. Bu mekanda daha önce 19. yüzyıl başında Polonya Sefarethanesi var. Polonya'nın bölünmesi sonucu Osmanlı Devleti bir kısım Polonya muhacirini İstanbul'a kabul ediyor. Tartışmalı bir görüşe göre, köylü olanlar Polonezköy'ü kurup, oraya yerleşiyor. Şehirli olanlar da Beyoğlu'na, kendi elçiliklerine yakın bir sokağa geliyor.



BİR AŞK TRAJEDİSİ

      Biraz aşağıda sokağın sol tarafında yer alan evde 40 gün boyunca kalan Franz (Ferenc) Liszt, Franchini'nin Büyükdere'deki köşkünde 18 Haziran 1847'de bir konser vermiş. Daha sonraları Liszt'in kaldığı odada az kalsın "Kamelyalı Kadın" da kalacakmış. O zaman 35 yaşındaki Liszt, Paris'te Marie Duplessis diye anılan, asıl ismi Alphonsine Plessis olan bir hanımla tanışıp, sevişiyor. Marie herşeyini bırakıp onunla yaşamak üzere Almanya'ya gitmeye karar veriyor, fakat Liszt kendisini bir müddet için efsane ve hayal şehri İstanbul'un Boğaziçi sahillerine götürmeyi öneriyor ve kabul ettiriyor. İstanbul'a varmak üzere Peşte'de buluşacaklar, ancak Marie, 3 Şubat 1847'de Paris'te yaşamını yitiriyor, randevusuna gelemiyor. Söz konusu Alphonsine Plessis, veya Marie Duplessis daha sonra 1852'lerde Alexandre Dumas Fils'in "La Dame Aux Camélias" (Kamelyalı Kadın) yapıtının monden hanımı olacaktı. 1936'da George Cukor yönetiminde Hollywood'da beyaz perdeye uyarlanan roman, Greta Garbo ve Robert Taylor'un oyunculuklarıyla popülerleşecekti. Daha sonra roman piyes haline getirilecek ve Verdi'nin "La Traviata" operasında Marguerita Gaultier olacaktı. Kader "La Dame Aux Camélias" veya Verdi'nin koyduğu isim "La Traviata" ile dönemin en büyük romantik müzisyenini İstanbul'da bir araya getiremeyecekti.

KUPA ASIYLA GELEN ÖLÜM

      Fransa sefirlerinden Nâzım Paşa da bu binadaki "Cercle de l'union"da 1911 yılında ölmüş. Gerçekten ilginç bir ölüm. Nâzım Paşa, ABD St. Petersburg elçisi Riddle, Romanya'nın Fransa Ortaelçisi A. Lahovary ve Gramont Dükü ile briç oynarken kupa ası çıkardığı sırada geçirdiği anevrizma sonucu burada hayata veda etmiş. Diplomatı taşıyan ambülans Chez Maxims'in önünden geçerken ünlü gece kulübünün orkestra şefi maestro Lionel-Herpin orkestrayı bir dakika susturmuş. Sonra çubuğunu tekrar eline alarak Harry Fraagson'un dillerden düşmeyen "Tout Paris qui chante et qui s'amuste" (Paris şarkı söylüyor, eğleniyor) adlı şarkısını çaldırmaya başlamıştı. Bu evi 19. yüzyılın ilk yarısında Alexander Commendinger isimli bir Avusturya - Macaristan vatandaşı satın alıyor. Commendingerler dünyaca ünlü piyano imalatçısı ve satıcıları. Beyoğlu Cadde-i Kebir'inde iki tane piyano ve müzik dükkanları var. "Tournisseur de sa Majesté Impèriale," yani sultanın sarayında müzik alet ve notaları satan bir firma. Ernest Commendinger, padişahın sarayında harem dairesine davet edilerek, "pianola" denen, delikli müzik rulolarıyla çalışan mekanik müzik aletlerini sergiliyor.
« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2007, 10:43:47 ös Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Temmuz 09, 2007, 10:19:39 ös
Yanıtla #2
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9320
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

BÜYÜK YANGIN VE ABDÜLMECİD'İN JESTİ
      Bugün üzerinde plaka bulunan ev ile Liszt'in oturmuş olduğu ev aynı ev değil. Liszt'in İstanbul'u 1847'deki ziyaretinden iki yıl sonra çıkan yangın sonucu bu sokak tümüyle yanıyor ve arkasından yeniden imar ediliyor. Arsaları dar ve çok değerli olan evlerin sahipleri bir dilekçe ile yeni yapılacak evlerin birbirine bitişik duvarlarının ortak yapılmasını ve masrafların birlikte ödenmesini istiyorlar. Bu işlemin yürütülmesi için yazılan kâğıtlardan bu yangını saptamak mümkün. Bugün Masonlar Derneği'nin bulunduğu bina, 19. yüzyılda Kraliyet İtalyan Mektebi, daha sonra İtalyan Konsolosluğu oluyor. 1928 yılında masonlar tarafından satın alınan bina 1935 yılında mason faaliyetlerini Atatürk tarafından durdurulmasıyla halk evlerine tahsis ediliyor, 1948 yılında ise yeniden masonlara veriliyor.
      Tekrar High School'a dönelim. Kırım Savaşı'ndan ötürü oluşan Osmanlı - İngiliz konsensüsü sonucu Sultan Abdülmecid bugün okulun bulunduğu binayı Lady Redeliffe'e hediye etme jestini gösteriyor. Böylece High School oluşmuş oluyor. Ayşegül Sarıca, Nazlı Eray, Günseli Koptagel, Esin Eden, Esin Atıl gibi ünlüleri de yetiştiren mektep, 1979'da devletleştiriliyor. 1980'de de Beyoğlu Anadolu Lisesi haline geliyor.

KOZMOPOLİT MAHALLE
      High School'un bir altında 19. yüzyılda Ragusa Kent Cumhuriyeti temsilcisine ait bir bina ve müştemilâtı varmış. Ragusa o dönemde Dalmaçya kıyılarında bir bağımsız cumhuriyet. 1918'de Avusturya'dan Yugoslavya'ya geçen bu kent Dubrovnik adını alıyor. Bu diplomatik büro kaldırılınca yerine Prof. Copello'nun dans okulu açılıyor. Copello'nun yerine daha sonra Mösyö Psalty, arkasından da cumhuriyet döneminin ünlü dans hocası Mösyö Panosyan geliyor. Panosyan döneminde tango, genç cumhuriyetin ulusal dansı oluyor. Bu bina bugün yıkılmış durumda.
      Palais de France 1535'de yapılıp, 1838'de yeniden düzenleniyor. Çünkü 1831 yılında çıkan yangın sonucu burası tamamen yanıyor. Yeniden düzenlenmesi ise Büyükelçi Choiseul - Gouffier tarafından gerçekleştiriliyor. Sefir Maurice Bompard zamanında giriş kapısı Polonya Sokağı'na alınıyor. Günümüzde Taksim'deki Frnasız Başkonsolosluğu'na bağlı olan Palais de Frnace'ın bugün Jean Michel Casa isimli genç, kültürlü, sempatik bir baştemsilcisi var. Beyoğlu'nda yaşamaktan büyük haz duyan...
      Elçiliğin bir altında bir dönemin ünlü Konstantinopoli Apartmanı var. Daha sonra ismi değiştirilerek Atlas Apartmanı olmuş. Bir ara Suzan Apartmanı adını da alan bu bina, bugün isimsiz. Sahibi Serdar Köse, apartmanın iki dairesini Emine Uşaklıgil - David Tongue çiftine, diğer iki dairesini de Hollanda'nın yakın zaman kadar başkonsolosluğunu yapan, sanat düşkünü, Beyoğlu muhitinin yakından tanıdığı zarif kişilikli Jan Jonker Roelants'a satmış.





İSMAİL BEY'İN AKŞAM SEFALARI

      Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim hocalığı yapan İsmail Hakkı Bey, yemeğini Degüstasyon veya Hristaki'de yermiş. Burada Rum ve İtalyan müziği yapan sanatçıları program bittikten sonra her gece Nuruziya Sokağı'nda, elçilik karşısındaki evine götürürmüş. Bu müzisyenler müziklerini İsmail Hakkı Bey'in yatak odasında yaparak kendisini uyuturlarmış. İsmail Hakkı Hoca'nın oturduğu apartmanın bir üstünde de futbolcu Feridun - Haldun Bukeger kardeşler otururlarmış o yıllarda. Elçiliğin bir üstündeki apartmanda da Yunanistan'da bir dönem çok ünlenmiş bir şarkıcı otururmuş. Maruşka isimli bu şarkıcı buraya bir Musevi gence aşık olup yerleşmiş. Park Oteli'nin piyanisti ve Ses Tiyatrosu'nun orkestra şefi İtalyan kökenli Mösyö Maggi de Nuruziya'nın eski krallarından. Mösyö Maggi 40'lı, 50'li yılların yerli caz şarkıcılarının repertuarını yapar, notalarını yazarmış. Nuruziya Sokağı geçmişine sahip bir başka ünlü de yazar Refik Erduran. Erduranlar burada ailenin adını taşıyan apartmanlarını 1960'larda satmış.

HIGH SCHOOL'UN KIZLARI, MULATIER'İN PASTALARI

      Elçiliğin karşısında 43 numaralı 19. yüzyıldan kalma apartmanda Viyana Üniversitesi Tıp Fakültesi üyesi, Osmanlı sarayının ve padişah II. Mahmut'un doktoru J.M. MacCarhty otururmuş. Kendisine yaptığı hizmetlerden dolayı padişahtan onur nişanı almış.
      Dr. MacCarthy meslekdaşı olan saray doktoru Konstantin Karateodori ile birlikte "Sultan II. Mahmut'un Hastalığı ve Ölümünün Gerçek Hikâyesi" adlı bir kitap yazıp Abdülhamit'e ithaf etmişler. Aynı apartmanda 40'lı yıllarda Türkiye'nin ilk matbaacılarından Osvaldo Maina oturuyormuş. Tünel'de dükkanları varmış. Bu bina bugün Filistinli doktor Mahmud Jarrar ve eşi güzellik uzmanı Gülçin Hanım'a ait.
      Nuruziya Sokağı'nın üst tarafında İstiklal Caddesi'nin kesiştiği yerde (bugün Ziraat Bankası var) Dekorasyon isimli bir mağaza varmış. Hani 50'li yıllarda High School'lu kızların bir kısmının aşık olduğu yakışıklı mimarları çalıştıran mağaza. O günleri Mösyö Scognamillo'dan dinleyelim: "Bu mağazada antika eşya vardı. Fakat bir kısmı gerçek antika idi. Diğerleri sonradan yaşlatılan, eskitilen şeylerdi. Antika eşya uzmanı bir Prof. Farina vardı. Uzun saçları, uzun sakalları ve başında beresi ile önceki yüzyıla özgü bir İtalyan sanatçısı tipindeydi. O zamanlar ben de möble mağazası Psalty'de çalışıyordum. Prof. Farina sık sık gelip eşyaların nasıl eskitildiğini, bunun için nasıl bir yöntem kullanıldığını açıklardı. Ziraat Bankası'nın bir altında, Nuruziya Sokağı'nda Palamari Matbaası vardı. Tanınmış bir maatbaaydı ve sinema biletleri basıyordu. Bir de sinema programları. 30'lu, 40'lı yıllarda 1-2, bazen de 3-4 sayfalık sinema programları alınırdı, sinemaya girmeden önce." Bu binalar Koç Holding tarafından satın alındı ve yıkıldı. High School'a gelince, "Kızları çok güzel olurdu, onlara bakardık," diyor Scognamillo.
      Bu Dekorasyon mağazasının yerinde daha önce Odessa'dan göç etmiş bir Fransız Mösyö Mulatier, çikolatalı pastaları Lebon ve Tokatlıyan'ınkinden daha çok sevilen bir pastane işletirmiş. Mulatier'nin pasta spesiyaliteleri en çok da Fehim Paşa'nın hoşuna gidermiş.
« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2007, 10:44:24 ös Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Temmuz 09, 2007, 10:20:31 ös
Yanıtla #3
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9320
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

30 NUMARA, BELVÜ
      Mösyö Mulatier'nin 2 - 4 katlı tahmin edilen Nuruziya Sokağı 30 numaradaki evinde bir dönem oturmuş iki kişiyi analım. Biri uzun zaman İstanbul'da kalmış bir İtalyan mimar De Nari. Diğeri ise Guilio Mongeri. Onu aslında tanıtmaya bile gerek yok herhalde. 1900 - 1930 yılları arasında Türkiye'de eğitim ve uygulama yapan, birinci ulusal mimarlık döneminin etkileri içinde sürekli değişim gösteren, eserlerine daha çok İstanbul, Ankara ve Bursa'da rastladığımız Mongeri'nin özellikle Ankara kurulurken bazı büyük boyutlu yapıları ürettiğini biliyoruz. En önemli yapıtları olarak Beyoğlu Saint Antoine Kilisesi, Karaköy Palas, Maçka Palas, Maçka Eski İtalyan Sefareti, Taksim Anıtı Kaidesi, Haseki Hastanesi Nurettin Bey Pavyonu (komuşusu De Nari ile birlikte) Ulus Türkiye İş Bankası ve Bursa Çelik Palas Oteli'ni sayabiliriz.
      30 numarayı daha sonra saat tüccarı Gramatopoulos satın alıyor. İsviçre'de aldığı saatleri orada Singer damgası bastırıp burada Singer saati olarak sattığı iddia edilen ve kazandığı paralarla 1941'de Mulatier evini yıktırıp yerine Belvü Apartmanı'nı yaptıran Gramatopoulos, daha sonra burayı satarak İsviçre'ye yerleşiyor. Multier evinden arda kalan tek esas, bodrumdaki kalorifer dairesi. Buralar yıkılmamış ve apartman bu temel üzerine inşa edilmiş. Belvü Apartmanı betonarme değil, yığma tuğla bir apartman özelliğini taşıyor. Bu malumatların çoğunu bu binada 1957'den beri oturan emekli Avukat Tacettin Ünlü'den alıyoruz.
      Tacettin Bey'in bir üst katında İstanbul'un bir vakit en ünlü kuyumcusu, yabancı devlet adamları, kralları, kraliçelerine verilen hediyeleri hazırlayan Leo Saran'ın dul eşi Evlambiya Saran ikamet ediyor. Madam eşinin 1950'lerde Mısır Kralı Faruk'un oğlunun düğünü için yaptığı, devlet tarafından yollanan hediyeleri özellikle hatırlıyor. Daha önce Mecidiyeköy'de villa sahibi olan Saranlar, 1940'ların başında 'varlık vergisi'ni ödeyebilmek için villalarını satıp bu apartmana yerleşmişler. Eşi Leo Saran erken cumhuriyet döneminde de bu ünlü kuyumcu özelliğini muhafaza etmiş, özellikle de son Menderes zamanında. Madam Evlambiya, Nuruziya Yeniçarşı Sokağı sağ köşede, altında bugün Berrak Eczanesi'nin bulunduğu binada Katolik Kilisesi papazlarının kaldığını hatırlıyor. Ayrıca bu apartmanda bir dönemin ünlü kalp cerrahı Dr. Resopulos'un evi ve muayenehanesi olduğunu öğreniyoruz. Ünlü Anayasa profesörü Bahri Savcı, rahmetli gazeteci Örsan Öymen'in eşi Gisela Öymen, yazar Defne Sandalcı, dergimizin editörü Erdir Zat ve M. Butterfly filminin esas kahramanı, oyuncu Jeremy Irons tarafından canlandırılan Bernard Boursicot hep bu apartmanın renkli kişilikleri.








PARKE TAŞLARI VE DE GAULLE

      Fuat Tavlan Nuruziya Sokak 17 numaralı Kıyın Apartmanı'nın sahibi. Ailesi bu binayı 1936'da Mösyö Rizzo'dan almışlar. Emekli İnşaat Yüksek Mühendisi Fuat Taylan, Franz Liszt'in kaldığı evi bir kez gördüğünü hatırlıyor. "Odanın içinde resimler vardı," diyor.
      "Eskiden burada hep aileler oturuyordu," diye sürdürüyor konuşmasını Fuat Bey. "Bizim apartmanda da konsolosluğa ait Ruslar, Fransızlar, İngilizler otururlardı. Eskiden buralarda sosyal ilişkiler azdı. Selamlaşma vardı ama alaturka tarzda gelme gitme yoktu. Şimdi hiç yok." Türkiye İşçi Partisi de Behice Boran'ın lider olduğu yıllarda Kıyın Apartmanı'nın iki katını kiralamış. Ayrıca İstiklal Caddesi'ndeki Diamantştayn mücevherat ve saatçi dükkanının sahibi, şimdi hayatta olmayan Yakup Diamantştayn da bu apartmanda oturmuş. Burada doğup büyüyen kızı ve oğlu da hâlâ babadan kalma dükkanı işletiyorlar.
      1968'de Charles de Gaulle'ün gelip Palais de France'da kaldığını, belediyenin de sokağın durumundan çok utanıp De Gaulle gittikten sonra parke taş döşettiğini anlatıyor. 1992'de de Mitterand geliyor buraya. Fuat Tavlan'la konuşmamız sürüyor: "Aileler artık dönüyorlar. İşyerlerine yakın oturmak isteği artıyor. Ayda 1 milyon lira yol masrafı oluyor. İmalathaneler yavaş yavaş belediyenin desteğiyle kaldırılıyor. Bu 4 - 5 yıldır var olan bir gelişme. Beyoğlu'nu koruma, güzelleştirme amacıyla atelyeli, makineli yerler kaldırılıyor."






CEZAYİR ÇIKMAZINA MASLAR KURULMUŞ
      33 yaşındaki Cem Örter bir eski Beyoğlulu. Kıyın Apartmanı'nda Korpi Kürkevi'nin sahibi. Korpi isminin nereden geldiğini sorduk Cem Bey'e. Öykü ilginç: "Korpi Kınalıada'da bir sokak adı. Korpi ailesini kızı ile Salam ailesinin oğlu arasında mutlulukla sonuçlanmamış bir aşktan ötürü verilmiş bir ad." Cem Örter böyle bir ismi işyerine vermeyi daha çocukken düşlemiş. Kürk imal ediyor. Bir dönemin ünlü kürkçüsü Giovanni Messina'nın yanında yetişmiş.
      Cem Örter tipik bir levanten. Pontus, Yunan, İtalyan karışımı bir aileden geliyor. Kendisiyle görüşürken telefon çaldı. Atina'dan teyzesi arıyordu. Cem Bey teyzesine benim Nuruziya Sokağı'nı yazacağımı müjdeledi. Teyzesi heyecanlandı. Babası Erol Örter "Buzuki Erol" adıyla Beyoğlu'nun Rum tavernalarıyla dolup taştığı yıllarda birçok Rum veya Yunan uyruklu şarkıcılara eşlik etmiş bir müzisyen. Kasımpaşa doğumlu Cem Örter hayatı boyunca hiç Beyoğlu'ndan ayrılmamış. Çeşitli yerlerde oturmuş. Beyoğlu'nun karmaşık kozmopolit yapısını çok seviyor. 1972'den beri çalıştığı Nuruziya Sokağı'nı güzel bir sokak olarak tanımlıyor. Eskiden Beyaz Ruslar, Rumlar, Yunan uyruklular, İtalyan kökenli levantenler, Fransız kökenliler vardı. 1976'dan sonra bunlardan kimse kalmadı. En son teyzeler 1989'da Atina'ya, Milano'ya gittiler. Cezayir Yokuşu'ndan girilen çıkmaz sokakta her cumartesi günü masalar kurulur, herkes şarabını, yemeğini getirir, birlikte olunurdu. Yenen yemekler Rum, İtalyan yemekleriydi. Babaannem Vangelia Cenerini'nin makaronisi ve rostosu ünlüydü. Kocası da o yüzden pehriz yapamadı ve şekerden öldü.
« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2007, 10:46:06 ös Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Temmuz 09, 2007, 10:21:16 ös
Yanıtla #4
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9320
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir




BUZİKİ EROL VE REBETİKA

      Nuruziya Sokağı'nda uzun yıllar yaşayan Cem Bey'in babası Erol Örter (nam-ı diğer Buzuki Erol,) hâlâ bu çevreyi özlüyor. Büyükada'da oturan Erol Bey'in spesyalize olduğu müzik türü Rebet. Daha çok Rumca karşılığı Rembetiko ismiyle tanıdığımız bu aşk, tutku, keder içeren müziği kendisi yıllarca çalıştığı Pera'nın dışında, Yunanistan, Almanya ve İngiltere'de icra etmiş. Ayrıca İsrail'de de beş yıl müzisyen olarak çalışmış. Nuruziya Sokağı'yla ilgili birçok bilgiyi Erol Bey'den aldım. Gene bu sokakla ilgili ilginç bir öyküyü kendisinden dinleyelim.
      "Yeniçarşı - Nuruziya köşesinde bir bakkal vardı. Görünümü eczaneye benzerdi. Fransız Konsolosluğu'na çalışan Katolik Rum Panayot'la kızkardeşi Margarita'ya aitti burası. Panayot mallarını sefarete bisikletinin selesine koyarak taşırdı. İlginç balon lastikli olan bisikleti, bize hep Cadillac gibi gelirdi."
      Nuruziya Sokağı'nı araştırırken bir gerçekle yüz yüze geldim. Bu araştırma bitmeyecekti. Her gün yeni bir şey öğreniyordum. Bu sokağın insanlarında ne hikayeler, ne ömürler gizliydi. İçimden, şu sokağın ağzı dili olsa da konuşsa, diye geçirdim sık sık. Fakat nokta koymak da gerekiyor. Ben noktayı Ziya Umur'un Mimar Sinan Dergisi'nde çıkan makalesinden bir bölümle koymak istiyorum.
      "O zamanlar Türkiye değil ama İstanbul dünyayı çok yakından takip eden, bazen dünyanın önünde giden metropollerden birisiydi. Ve rahatlıkla diyorum ki, 19. asrın sonlarına kadar Beyoğlu Caddesi, İstanbul'un değil, bütün Avrupa'nın en büyük caddesiydi. Kaldı ki hiçbir şehir İstanbul kadar en çeşitli milletleri bir araya toplamış değildir. 500 bin kişilik koca metropol nerede, şimdi 5 milyon kişilik köy nerede? Tabii bu büyük caddeye açılan bütün yolların da ehemmiyeti büyüktü. O zamanlar otomobil trafiği olmadığından bir yolun ehemmiyeti genişliği ile değil, içinde oturan adamlarla ölçülürdü. İşte bizim Nuruziya Sokağı'mız bu yan yolların en mühimlerinden bir tanesi idi."

                                                                Hakkı Sabancalı
« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2007, 10:50:40 ös Gönderen: MASON »
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Temmuz 10, 2007, 02:46:17 öö
Yanıtla #5
  • Seyirci
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 924
  • Cinsiyet: Bay

Sokak Nur-ı Ziya İsmini fazlasıyla haketmiş ve bu ismi geçmişiyle harmanlamıs .. Bilgilendirme için tesekkurler
Taslar yerine oturabilecek mi ? İnşaasına basladıgımız yapı nasıl olur da yarım kalır ..


Temmuz 10, 2007, 10:57:47 öö
Yanıtla #6

Bir dahaki gidisimde sokaga bakisim bambaska olacak, paylasiminiz icin cok tesekkurler.

Saygilarimla,
Virtus junxit mors non separabit


Temmuz 16, 2007, 08:47:19 ös
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

Beyoğlu Anadolu lisesi ve ziraat bankası'nın bulunduğu sokakta yer alır loca, önünde tüm gün 2 koruma bekler ve her an bişey olacakmış gibi büyük bir tedirginlik okursunuz suratlarında :) Kartal saldırısından sonra tedirginlik baya bi artmıştır..Bilen arkadaşlardan öğrendiğime göre içi boş göstermelik localardan biriymiş..Kabak gibi meydanda olmasından belli zaten :)


Temmuz 16, 2007, 08:49:20 ös
Yanıtla #8
  • Ziyaretçi

Locanin icinin bos oldugu iddialari yanlis, ve asilsizdir.

Sevgiler, saygilar.


Temmuz 16, 2007, 09:00:43 ös
Yanıtla #9
  • Ziyaretçi

İçi boş derken maddi anlamda kastetmedim bunu..Manası ve niteliği bakımından

Saygılar


Masonlar.org - Harici Forumu

Ynt: NUR-I ZİYA SOKAĞI
« Yanıtla #9 : Temmuz 16, 2007, 09:00:43 ös »

 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
3 Yanıt
1625 Gösterim
Son Gönderilen: Ağustos 23, 2012, 02:34:17 öö
Gönderen: ruzber
3 Yanıt
3517 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 17, 2011, 10:46:04 öö
Gönderen: Mustafa Kemal