Masonlar.org - Harici Forumu

 

Gönderen Konu: Misir ve Hermes  (Okunma sayısı 5653 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 09, 2006, 01:01:26 ÖÖ
  • Administrator
  • Uzman Uye
  • *
  • İleti: 9326
  • Cinsiyet: Bay
    • Masonluk, Masonlardan Öğrenilmelidir

Misir ve Hermes

Günümüz bilim dünyasının, nasıl olup da ortaya çıktığını açıklayamadığı Mısır uygarlığı, hem Mu, hem de Atlantis imparatorluklarının bu topraklar üzerinde kurdukları iki ayrı koloninin tufandan sonra, zaman içerisinde birleşmeleri ile meydana geldi. Her iki kolonide de başlangıçta tek Tanrılı din ve Ezoterik öğreti geçerliyken, Mu kolonisi bir süre sonra yozlaştı ve çok tanrılı inanca geçti. Atlantis kolonisi ise, Hermes (Toth) tarafından kurulmuştu ve Osiris Dini'ni uyguluyordu .

Osiris'in müridlerinden olan ve ondan 6 bin yıl sonra yaşayan Hermes, ya da diğer bir adıyla İdris, günümüzden 16 bin yıl önce, beraberindeki bir güç ile Atlantis'den Nil deltasına çıktı. Burada bir Atlantis kolonisi kurdu ve Osiris dinini Mısır'da yaymaya başladı. Sais'de bir tapınak inşa eden Hermes için, Mısır'ın ünlü "Ölüler Kitabı"nda, "ilahi kelamın efendisi ve ilahi sırların sahibi" denilmektedir.

Kuzey Mısır, Hermes döneminden, Firavun Menes dönemine kadar (M.Ö. 5.000) Hermetik rahipler tarafından yönetildi. Daha sonraları İdris Peygamber olarak tek tanrılı dinlerin efsanelerine giren Hermes'e Yunanlılar, aynı zamanda hem kral, hem büyük rahip, hem de din kurucu olması nedeniyle, üç defa büyük anlamına gelen "trimejit" sıfatını layık gördüler.

Bu noktada Hernıes ve Mısır'daki kardeşlik örgütünün gelişimine kısa bir ara verip, büyük yıkıma, bir dönemin sonra erip yeni bir dönemin açılmasına yol açan Tufan'a değinmek gerekiyor.

Tufan, bazı bilim adamlarının iddia ettikleri gibi sadece Mezopotamya ve Ortadoğu ile sınırlı değildir. Aksine, tüm dünya insanlığının hafızasında silinemeyecek izler bırakmış olan bu felaketten en az etkilenmiş bölgelerin başında Ortadoğu gelmektedir.

Aynı anda iki dev kıtanın sulara gömülmesine ııeden olan ielaketten söz etmeyen, dini efsanelerinde, mitoslarında ona yer vermeyen millet ya da kavim yok gibidir. İskandinavyalılar, Hintliler, Yunanlılar, Yahudiler, Türkler, Kızılderililer, Polonezyalılar, kısacası dünyanın dört bir köşesinden tüm kavimler tufan olayından oldukça ayrıntılı biçimde bahsetmektedirler. Bunun yanısıra kutup buzullarının da en son 12 bin yıl önce çözüldükleri bilinmektedir. Tüm dünyanın değilse bile, okyanuslara uzak bölgeler ve yüksek yerier hariç her yerin dev dalgalar ve çözülen buzul sulan altında kalmasına yol açan bu felakete ne sebep olmuştur?

İnsanlığın neredeyse sonunu getirecek nitelikte olan bu felaketin nedeni hakkında üç ayn teori öne sürülmektedir.

Bunlardan ilki, uzaydan gelen çok büyük bir meteorun, dünyanın güneş yörüngesindeki ekseninde dahi sapmaya yol açacak kadar büyük bir şiddetle Mu kıtasına çarptığını iddia etmekte. Bu teoriye göre Pasifik çukurunun oluşması ve Mu kıtasından bu denli az tıelirti kalmasının ~ıedeni bu meteordur. Ancak bu teori, eksendeki sapma nedeniyle Atlantis'in de battığını öne sürerken, diğer kıtaların bu sapmadan niçin çok fazla etkilenmediklerine açıklık getirmiyor.

İkinci teori ise, James Churchward'ın öne sürdüğü, jeoloik nedelerle kıtalann batması teorisi. Churchward, Atlantis ve Mu kıtalannın denizden yükselmelerine, bu kıtalann altındaki büyük gaz kütlelerinin sebep olduğunu ve zamanla bazı noktalardan yeryüzüne çıkan gazların, içinde bulunduklan ceplerin boşalmasına neden olduklarının öne sürüyor. Churchward'a göre içleri boşalan bu ceplerin üzerindeki topraklar çökmüş ve kıtalar da bu nedenle batmıştır. Ancak İngiliz araştırnıacı, bu olayın iki kıtada birden aynı anda ya da çok kısa aralıklarla nasıl meydana geldiğini izah edemiyor.

Üçüncü teori ise, uygarlık ve teknolojide çok büyük aşamalar kaydeden Mu ve Atlantis'in birbirleriyle savaşmalan ve kendi sonlannı kendileri hazırlamalan teorisi. Büyük tufandan sadece 12 bin sene, kendi uygarlığımızın başlangıcı olarak kabul ettiğimiz tarihten itibaren de sadece 6 bin sene sonra atomik güçleri knllanabilecek aşamaya geldiğimiz düşünülürse, en az 70 bin yıl yaşamış olan uygarlıklann bilim ve teknoloji alanlarında da hangi boyutlarda olabilecekleri tasavvur edilebilir. İnsanoğlunun hırsının geçmiş dönemlerde bugünkünden daha az olduğunu düşünmek için hiçbir sebep bulunmamaktadır. Dünya hakimiyetini sağlamak için aynı düzeydeki iki kuvvetin çekişmesine sadece günümüzde rastlanabileceğini iddia etmek komik olur.

Bazı eski Tibet, Maya, Hindu belgeleri ile, Tevrat gibi Ortadoğu dini kitaplarında, bu iki uygarlık arasındaki savaşta kullanılan silahlar hakkında; efsane ile karışmış nitelikte çeşitli bilgiler günümüze kadar ulaşmıştır. İşte bu atomik, ve bugünkü teknolojimizin henüz bulamadığı, bilinmeyen daha güçlü bazı silahların topyekün kullanımı, iki kıtanın karşılıklı olarak aynı anda batmasına ve kutup buzullannı dahi eritecek bir sıcaklık şoku ile dev dalgaların oluşmasına neden olmuştur. Dev dalgalar tüm dünyayı kaplarken, sadece çok yüksek bölgeler ve tıer iki felaket noktasına da hemen hemen aynı uzaklıkta bulunan ve Akderıiz, Karadeniz, Kızıldeniz gibi nispeten kapalı bir denizin iç kesimlerinde olan yerler sel sulanndan datıa az etkilenmiştir. Nitekim, Nuh efsanesi ve benzeri efsanelerde görüldüğü gibi, kimi insanlar basit tahtadan teknelere binerek dahi, bu büyük felaketi atlatabilmiţlerdir.

Ancak, tufan sonrasında uygarlıkta gerileme kaçınılmaz olmuştur. Tibet, Maya, Mısır ve Mezopotamyâ da tufanı nispeten daha az etkili olması, buralardaki uygarlıkların belli bir düzeyde varlıklannı sürdürnıelerini sağlarken, dünyanın büyük bir bölümünde korkunç bir gerileme yaşanmıştır. Buralarda, boyğulmaktan her nasılsa kurtulmuş olanlar taş devrine geri dönmüşlerdir. İşte günümüz bilminin 5-6 bin yıl önce yaşandığını iddia ettiği taş devrinin altında yatan gerçek, bu gerilemedir.

Öte yandan, güneşten uzaklaşan gezegenlerin soğuması gibi, ana ışık kaynağından yoksun kalan, ayakta kalabilen tüm kardeşlik örgütleri ve dini öğreti okullan da benzeri bir gerilemenin içine girnıiş ve giderek yozlaşmışlardır. Bu yozlaşmayı nispeten yavaşlatabilen Tibet, Mısır ve Babil gibi merkezler ise bugünkü uygariığın beşiği olmuşlardır.

Günümüz Mısırologları Gize'deki Keops, Kefen ve Mikerinos piramitlerinin yapım tarihi olarak M.Ö. 3.000 yıllarını verirler. Ancak, bu tarih kesin değildir ve bazı uzmanlar bu pramitlerin söz konusu tarihten çok daha önce yapılmış olabileceklerini kabul etmektedirler.

Sadece Keops piramidinin yapımında 2 milyon 600 bin adet dev blok taş kullanılmıştır. Bu dev bloklar yüzlerce mil ötedeki taş ocaklarından çıkartılmış, yüzeyleri pürüzsüz denecek ölçüde düzeltilmiş, yapı alanına kadar taşınmış ve burada metrelerce yükseğe çıkartılarak birbirlerine birleştirilmiştir. Bu, 3 bin yıl önceki teknoloji ile nasıl mümkün olmuştur? Uzmanlar, günümüz teknolojisini kullanarak dahi böyle bir yapının en az bir yüzyılda bitirilebileceğini söylemektedirler.

Gerçekte, bu üç büyük piramit tufan öncesi teknolojisi kullanılarak, Hermes rahipleri tarafından inşa edilmiştir ve bugün sanıldığı gibi sadece birer fıravun mezarı değildirler. Firavun mezarları olmalarının yanısıra piramitlerin asıl işlevleri, inisiasyon törenlerinin yapıldığı birer mabet olmalarıdır. Tufan sonrasında yapılmış olan ve ilk üçüne kıyasla çok daha küçük ve basit, adeta çocukça birer taklit niteliğinde olan diğer piramitlerin yegane işlevi ise fıravun mezarları olmalarıdır.

Yunanlı tarihçi Heredot, ilk üç piramidin ve sfenks gibi birçok gizemli eserin Tufan öncesinde yapıldığını doğruluyor . Mısırlı rahipler Heredot'a, bu piramitlerin tufandan önce Mısır'ı yöneten firavun Surid döneminde, Herrries rahiplerinin "üstadlık sırlarını" daha sonraki nesillere ulaştırmak amacıyla inşa ettiklerini ve aradan 341 nesil geçtiğini söylemişlerdir. Mısır'lı rahiplerin verdiği bilgiler doğrulsunda yapılan kabaca bir hesaplama piramitlerin günümüzden en azından 12-13 bin yıl önce yapıldıklarını ortaya koymaktadır.

Bu üç piramitten özellikle Keops piramidi ile ilgili bulgular, bu primamidin çok özel bir yapı olduğunu ve bulunduğu noktaya da özellikle yerleştirildiğini gösteriyor. Piramidin yapımında kullanılan ölçüler, binlerce yıldan bu yana matematik ve geometri bilimlerini kullanan büyük mimarların eseri olduğunun ispatı niteliğinde.

Edouard Schure'nin, inisiasyon törenleri için özel inşa edildiğini söylediği Keops piramidinin yüksekliğinin 1 milyon ile çarpımı, dünyanın güneşten yaklaşık uzaklığı olan 149 milyon kilometreyi vermektedir. Piramidin tam uç noktasından geçen meridyen, kara ve denizleri iki eşit parçaya böler. Keops aynı zamanda 30. paralel üzerindedir ve bulunduğu nokta, dünyanın diğer gizemli noktaları ile büyük bir uyum içinde birleşir. Piramitin tepesinden doğuya uzatılan dümdüz bir çizgi, Tibet'in başketi Lhassa'ya ulaşır. Bu noktadan 60 derecelik bir açıyla dönüldüğünde Atlantik okyanusuna, yani batık kıta Atlantis'e varılır. Yine bir 60 derece dönüldüğünde ise ulaşılan yer, Yukatan yarımadasındaki Maya piramitleridir.

Hermes müridlerince inşa edildiği bu denli açık olan Keops piramidinin içinde varlığı saptanan çeşitli odalar, bunların ateş ve ölüm odaları olarak törenlerde kullanıladıklarını ortaya koymaktadır.

Keops piramidindeki bu gizemli mabetten kimler geçmedi ki? Musa, Orfe, Pisagor, Efiatun ve niceleri...

Hermes ve onun devamı olan başrahiplerin yönetimindeki Mısır, Ezoterik doktrinin barınağı ve okulu olageldi. Yönetici firavunların aynı Mu'da ve Atlantis'de olduğu gibi inisiye edildikleri ve rahipler örgütünün sembolik lideri oldukları Mısır'da Ezoterik sırlar da, bu güçlü örgütlenme sayesinde rahatlıkla korunabildi. Tüm rahipler, sırların dışarı çıkmaması ve öğretinin yozlaşmaması için ketumiyet yemini ederlerdi. Yemine titizlikle uyulmasını sağlamak için en küçük sırrı dahi ifşa edenlerin derhal öldürülmesi cezası konmuştu.

Bu arada, ilk örgütlenmelerinin Mu ve Atlantis kıtalarında başladığı sanılan çeşitli mesleki kuruluşlar ve özellikle de inşaat loncaları, piramitlerin ve diğer mabetlerin yapımında aktif rol oynadılar. Mısır'daki bu loncaların devamı niteliğinde olan Yahudi loncalarının Süleyman Mabedi'nin inşasında oynadıkları rol daha yakından tanınmaktadır.

Mısır Ölüler Kitabı'nda anlatıldığına göre, inisiye edilmeyi isteyen rahip adayı, gözleri bağlanarak, önünde Osiris'in dişil ifadesi olan İsis'in yüzü örtülü bir heykelinin bulunduğu bir mabedin kapısına getiriliyordu. Burada adaya, İsis'in yüzünü şimdiye kadar hiçbir inisiye olmamışın göremediği belirtiliyor ve dönmesi için tıalen şansı olduğu söyleniyordu. Adaya, eğer bir zaaf sonucu ya

da menfaat beklentisi ile geldiyse, bulacağı şeyin çıldırnıa ya da ölüm olacağı açıklanıyordu. Mabedin kapısında, biri kırmızı, diğeri siyah iki sütün vardı. Kırmızı sütun Osiris'in nuruna ulaşma şansını, siyatı sütun ise ölümü simgelemekteydi.

Aday mabetten içeri girme konusunda israrlıysa rehberi onu dış avluya götürüyor ve gözlerini açtıktan sonra oradaki görevlileri teslim ediyordu. Burada bir hafta kadar kalan aday, basit ruh arındırnıa işlemleri uyguluyordu.

Sınav akşamı aday, iki çırak rahip tarafından alınıyor ve içinde bir dizi heykel ile bir mumya ve bir iskeletin yer aldığı loş bir koridordan geçiriliyordu. Çırak rahipler adaya halen geri dönme şansı oiduğunu söylüyorlar, aday ilerlemekte ısrarlı ise onu duvardaki çok dar bir delikten içeri sokuyorlardı. İçinden ancak bir kişinin sürünerek geçebileceği bu geçit Osiris tapınağının, yani büyük piramitin giriş kapısıydı. Bu kapıdan içeri giren hiçbir zaman geri dönemezdi. Ya başarmak ya da yok olmak zorundaydı.

Aday bu geçitte zorlukla ilerlerken derinlerden gelen bir ses, "bilim ve kudrete göz diken akılsızlar burada telef olurlar" diye uyarılarda bulunuyordu. Geçit giderek dik bir yokuş halini alıyordu. Yolun sonunda aday kendisini, dibi görünmeyen bir kuyununun başında bulundu.

Adayın buradan yegane kurtuluş şansı, tam başının üstünde bulunan ve zorlukla seçilebilen dik bir merdivendi. Kuyuya düşmeyen veya ne yapacağını bilmeyerek orada aciz kalmayan adaylar merdiveni tırmanırlar ve kendilerini dev heykellerin bulunduğu geniş bir salonda bulurlardı.

Burada adayı, "Kutsal Semboller Muhafızı" adı verilen görevli rahip karşılar ve birinci sınavı başarıyla tamamladığı için kendisini kutlardı. Bu salonda yer alan 22 dev heykelin altında 22 temel sırrı ifade eden aynı sayıdaki harfleı- ile bunların sayısal sembolleri vardı. Bunlardan I sayısı ve "A" tıarfinin, Tanrının ve onun yeryüzündeki en yüksek ifadesi olan insanın sembolü olduğunu öğrenen adaya diğer sırlar da sırasıyla verilirdi.

Bu mabetteki tüm sırları öğrenen aday daha sonra, merkezi ateş odasına götürülürdü. Bu odada dev alevlerin olduğunu gören adayda doğan tereddütü rehberi, bir zamanlar kendisinin de aynı alevlerden geçmiş olduğunu söyleyerek giderirdi. Alevlerin ara- sına dalan aday, bunların gerçek alevler olmadığını, bir göz ya- nılgısı olduğunu görürdü. Ateş sınavını su sınavı izler, aday çok karanlık ve içinde derin çukurların bulunduğu bir su bi- rikintisinden ürpertiler içinde, boğulmadan geçmeye çalışırdı. Bu sınavı da başarıyla tamamlayan adayı iki görevli rahip karşılar ve içinde rahat bir yatağın bulunduğu bir odaya bırakırlardı. Burada aday, derinden gelen rahatlatıcı bir müzik sesinin de etkisiyle kendinden geçerdi. Aday uyandığı zaman karşısında, çırılçıplak ve çok güzel bir kadının durduğunu görürdü. Kadın, adaya içki sunar ve kendisinin sınavları başarıyla geçenlere sunulan bir ödül olduğunu söylerdi. Aday, kadının bu sözlerine kanıp da kendisiyle cinsel temasta bulunursa, az önce içmiş ol- duğu içkinin içinde bulunan uyku ilacının etkisiyle uyur ve uyan- dığında yanlız olduğunu görürdü. Kısa bir süre sonra odaya, ma- bedin baş rahibi girer ve adaya, daha önceki sınavlardan başarıyla geçmiş olmasına rağmen kendisini yenmeyi başaramadığını, nefsine hakim olmayı bilmeyen bir kimsenin duygularına esir ola- cağını ve karanlık içinde yaşamaya mahkum olduğunu söylerdi. Bu adaylar bir daha çıkmamacasına bu küçük odllarda hapis hayatı yaşarlardı. Ancak aday içkiyi ve kadını reddederse, ellerinde meşaleler ile 12 görevli rahip kendisini alır, baş rahibin ve görevliler kurulunun beklediği, siyah ve beyaz taşlarla döşeli Osiris Mabedi'ne gö- türürlerdi. Burada Osiris'i simgeleyen bir heykel ile, onun eşi ola- rak kabul edilen ve kucağında oğlu Horus bulunan İsis'in bir heykeli vardı. Başrahip adaya, burada göreceli tüm sırları hayatı pahasına saklayacağına dair yemin ettirir ve onu, kardeş rahip olarak ilan ederdi. Böylece aday, çırak rahip ünvanını alırdı. Ancak önünde, çok uzun bir dönemi vardı. Çıraklık süresi kişiden kişiye değişirdi. Bir çırak ancak, rehberi olan üstad rahibin kararı ile üst dereceye geçme hakkına satıip olabilirdi. Yıllarca sürebilen bu dönemde çırak, rehber üstadından sürekli ders alır ve hücresinde meditasyon yapardı. Bu uzun bekleme döneminde çırağın görevi bilmek değil, öğrenmekti. Devamlı gözaltında tutulan, sert kurallara büyük bir disiplin içinde uyan ve sürekli itaat eden çırak yavaş yavaş kendisinde bir başkalaşım hissederdi. Çıraktaki başkalaşımı kendisi de gözlemleyen retıberi, zamanın geldiğine karar verir ve hakikatin yakında ifşa edileceği müjdesini verirdi. Başrahip çırağa, hakikatin nuruna ulaşması 'ıçin ölmesi ve yeniden doğması gerektiğini, aksi takdirde Osiris'in yüce meclisine kimsenin katılmayacağını söylerdi.

Çırak, "kendimi feda etmeye hazırım" cevabını verirse, görevliler tarafından, içinde bir köşede açık bir mezarın bulunduğu "yeniden doğuş odası"na götürürlerdi.

Başrahip burada, ölümün herkes için olduğunu ancak her canlının da yeniden doğacağını söyleyerek çırağı mermer mezarın içine sokar ve kapağını da kapatırdı. Mutlak karanlık içinde kendisiyle başbaşa kalan çırak, mezarda ne kadar kaldığını bir süre sonra algılayamaz hale gelirdi. Gerçekte sadece bir gece mezarda kalan çırağa bu süre çok daha uzunmuş gibi gelirdi. Çırak ancak sabaha karşı başının hemen üstünde küçük bir deliğin olduğunu farkederdi. Beş köşeli yıldız şeklindeki bu delik öylesine ayarlanmıştı ki, sabah olunca Seher yıldızı "Sotis"in ışığı tam bu deliğe vuruyor ve onun pırıl pırıl parlamasına neden oluyordu. Bu yıldız, çırağa Tanrının varlığının ispatı ve Hakikatin Nuru gibi görünürdü.

Işığın yavaş yavaş azalmaya yüz tuttuğu anda mezar kapağı açılır ve baş rahip çırağa müjdeyi verirdi; "Sen dün akşam öldün ve Osiris'in ışığını görerek yeniden doğdun. Artık, büyük sırlarımızı öğrenmeye hak kazanan bir inisiye kardeşimizsin"...

Bu açıklamadan sonra yeni üstad rahip, "büyük doğu" denilen ve tüm üstad rahiplerin hazır bulundukları geniş bir salona götürülür, tören burada devam ederdi. Kapı, içeri girenlerin başlarını

eğmelerini gerektirecek kadar alçaktı. Doğuda, baş rahibin kürsüsünün hemen üstünde, bir eşkenar üçgenin ortasındaki gözün içinden çıkan, kaynağı belli olmayan güçlü bir ışık bulunurdu. Bu sembole, herşeyi gören Osiris'in gözü adı verilirdi.

"Hyorofan" adı da verilen baş rahip bu aşamada şöyle konuşurdu:

"Bu noktaya kadar gelmeyi baţaran sen, büyük sırların da eşiğine dayanmış oldun. Bundan önce sana verilen sırlar küçük sırlar, yani İsis'in sırlarıydı. Şimdi ise, büyük sırları, yani Osiris'in sırlarını elde edeceksin.

Tanrı Osiris, kendisi, karısı İsis ve onların oğlu olan Horus'dan oluşan bir üçlemedir. Osiris, yaşamın kendisinden doğduğu kutsal babayı, İsis onun dişil ve üretken yanını, Horus ise İlahi Kelam ve maddi alemi remzeder. Tanrı bir bütündür ve tektir. Bu üç kişilik bölünme zaafın değil, mükemmelliğin ifadesidir.

Bu Yüce Varlıktan çıkan insanlar da birer ölümlü Tanrıdır. Yüce Tanrıya ulaşmalarına çok az kalan Kamil İnsanlar ise, ölümsüz insanlardır. İlahi düzende hiçbir şey küçük olmadığı gibi, hiçbir şey de büyük değildir. Ne mutlu bu sözleri anlayabilene. Çünkü bunları anlamak demek, yüce sırlara sahip olmak demektir. Bu sırları kalbine göm ve onu ancak kendi eserlerinde ifşa et"...

Bu sözlerden sonra yeni üstada, özel üstad kıyafeti giydirilir ve  yemin ettirilirdi. Eğer yeni üstad Mısırlı ise yönetici rahip olarak mabette görev yapar, yabancı uyrukluysa da, din kurınak veya kendisine verilecek başka bir görevi yerine getirmek üzere ülkesine gönderilirdi. Ancak bu tür inisiyelere, ayrılmadan önce, mabedin sırlarını inisiye edilmeyenlere verrrıeyeceklerine dair bir kez daha ketumiyet yemini ettirilirdi. Aksine davrananlara, rıerede olurlarsa olsunlar kendilerini ölümün beklediği hatırlatılırdı.

Kendisi de bir inisiye üstad rahip olan Musa'nın, öğretisinde mutlak gerçeği açıklayamamasının ve doktrinini ancak üç kat sır perdesi altında ifşa etmesinin arkasında yatan neden bu ketumiyet yeminidir. Musa, kuşkusuz ölüm korkusuyla değil, bir Kamil üsdatın ettiği yeminden dönmesinin şerefsizlik olacağı bilinciyle bu şekilde davranmak zorunda kalmıştır. Kaldı ki, Musa öğretisini, tüm gerçekliği ile açıklayamayaca~ının da farkında idi. Ezoterik öğretiye ne denli yakın olurlarsa olsunlar, yine de bu konularda nispeten cahil olan müridlerine, dinini öğretebilmek için tüm söylemlerini basitleştirmek zorundaydı.
- Sahsima ozel mesaj atmadan once Yonetim Hiyerarsisini izleyerek ilgili yoneticiler ile gorusunuz.
- Masonluk hakkinda ozel mesaj ile bilgi, yardim ve destek sunulmamaktadir.
- Sorunuz ve mesajiniz hangi konuda ise o konudan sorumlu gorevli yada yonetici ile gorusunuz. Sahsim, butun cabalarinizdan sonra gorusmeniz gereken en son kisi olmalidir.
- Sadece hicbir yoneticinin cozemedigi yada forumda asla yazamayacaginiz cok ozel ve onemli konularda sahsima basvurmalisiniz.
- Masonluk ve Masonlar hakkinda bilgi almak ve en onemlisi kisisel yardim konularinda tarafima dogrudan ozel mesaj gonderenler cezalandirilacaktir. Bu konular hakkinda gerekli aciklama forum kurallari ve uyelik sozlesmesinde yeterince acik belirtilmsitir.


Masonlar.org - Harici Forumu

Misir ve Hermes
« : Kasım 09, 2006, 01:01:26 ÖÖ »

Nisan 08, 2007, 11:49:12 ÖS
Yanıtla #1
  • Seyirci
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 924
  • Cinsiyet: Bay

Bilgiler her zaman degerlidir..Teşekkur ederim..
Taslar yerine oturabilecek mi ? İnşaasına basladıgımız yapı nasıl olur da yarım kalır ..


Mayıs 06, 2007, 07:06:20 ÖS
Yanıtla #2

Hz. Musa 'da bir inisiye olarak üstadlığa yükselmiş doğru mu anladım? Buna göre Mu Kıtasında başlayan daha sonraları tüm İlkçağ Dünya merkezlerine yayılan komünler ve taşıdıkları ortak din zamanla bölgesel anlatım farklılıkları göstersede temelde aynı inanca sadık kalmış Tek Tanrı inancını yaymıştır. Bu dinin zaman içinde yayılması esnasında bugün 3 büyük dinin Peygamber kabul ettiği Musa 'da bu erginlenme törenlerinden geçmiş kendisini kanıtlamış ve kutsal olanın bilgisine erişmeye hak kazanmış.

Saygılarımla.


Ağustos 23, 2007, 03:35:41 ÖÖ
Yanıtla #3

Misir ve Hermes
Kendisi de bir inisiye üstad rahip olan Musa'nın, öğretisinde mutlak gerçeği açıklayamamasının ve doktrinini ancak üç kat sır perdesi altında ifşa etmesinin arkasında yatan neden bu ketumiyet yeminidir. Musa, kuşkusuz ölüm korkusuyla değil, bir Kamil üsdatın ettiği yeminden dönmesinin şerefsizlik olacağı bilinciyle bu şekilde davranmak zorunda kalmıştır. Kaldı ki, Musa öğretisini, tüm gerçekliği ile açıklayamayaca~ının da farkında idi. Ezoterik öğretiye ne denli yakın olurlarsa olsunlar, yine de bu konularda nispeten cahil olan müridlerine, dinini öğretebilmek için tüm söylemlerini basitleştirmek zorundaydı.
Insanlarin bu konulari tartismaya hazir olmadigi düsüncesindeyim.Bir sürü dogmalar alt üst olacaktir.
Ayrica bu konuyla baglantili olarak Musa ve Yahudi ezoterizmini eklemeniz gerekmiyormu?
« Son Düzenleme: Ağustos 23, 2007, 03:39:05 ÖÖ Gönderen: zarathustra »
Bir güzel söz söyleme sanati varsa;birde güzel dinleme ve anlama sanati vardir..


Eylül 08, 2008, 08:28:44 ÖS
Yanıtla #4
  • Skoç Riti Masonu
  • Aktif Uye
  • *
  • İleti: 511

HERMES ya da THOT ile ilgili güzel bir yazı


Iki binli yillara girdigimiz söylenen bu günlerde tüm dünyada oldugu gibi ülkemizde de heyecanli kutlamalar yapildi. Ortak bir kabul ve mutlulugu paylasmak çok güzel. Dünya insaninin bu tür baris ve mutluluk kutlamalarina çok gereksinimi var dogrusu. Ancak baska bir yönüyle bakildiginda insanlik tarihi geçtigimiz bin yil içine sikistirilmis olmuyor mu?
Bu milenyum (bin yil) lu tarihlerin baslangici milât (dogum) olarak kabul edilmistir. Milat yani Isa’nin dogumu, tüm insanlik tarihi için bir dönüm noktasi oldugunda, bütün tarihsel olaylar bu referansa göre tanimlanacaktir. Insanlik tarihinin merkezinde Isa’nin dogumu vardir ve o dogum sifir noktasidir. Artik her sey ondan önce ve ondan sonra olarak anlam tasiy a caktir.
Hiristiyan Avrupa merkezli dünya görüsleri için milenyumun tasidigi anlam, yalnizca bir takvim olayi degildir.
Isa Mesih insanligi günahtan kurtarmak için Tanri tarafindan yeryüzüne gönderilmis ilk günahsiz insandir, inanci onu tarihin merkezine oturtuyor. Diger inanç ve uygarliklarda baslangiç mitosu ile ilgili tarihe konmus referanslar farkli olmakla birlikte, egemen Bati Uygarliginin etkisiyle miladi takvim tüm dünyanin ortak referansi haline gelmistir.
Biz de pergelin sabit ucunu bu noktaya b atirarak, diger serbest ucunu açabildigimiz ölçüde tarihin derinliklerine seyahat edecegiz.
Kimi zaman yeryüzünün akarsularinda cosacagiz, kimi zaman göllerde mola verecegiz, kimi zaman da okyanuslarin enginliginde dinlenecegiz. Zaman zaman kaynaklardan su içecegiz, zaman zaman yer alti sularinin gizeminde dolasacagiz.
Kültür , en genis tanimiyla yasam biçimini gösterir. Kültür , insan-doga ve insan-insan iliskilerinin toplamidir. Kültürü belirleyen üretim-tüketim-paylasim iliskileridir.
Kültür insan taraf indan üretilmis nesilden nesile aktarilmis bir “ikinci doga” niteligindedir. Öyle ki, insan nasil dogal çevreyle kusatilmissa o denli de kültür çevresiyle kusatilmistir. Kültürler bilim, sanat ve felsefeyle inceden inceye islenerek rafine edilirler ve ortaya yüksek yasam biçimleri olan uygarliklar çikar.
Kültür daha çok gelenek, görenek, töre ve aliskanliklara sinmistir. Insana bilinç disi bir veri olarak etki eder.
Uygarlik ise bilinçli bir üretim olarak kültürün içinden dogar ve döner kültüre katilir. Bu nedenle kültürlerin karsilastiklarinda içlerine kapanmasina karsin, uygarlik dogdugu kültürden digerlerine geçerek yayilir ve evrensellesir .
Her kültür içindeki birey , uygarlikla tanistikça diger kültürlere açilir ve insanligin ortak uygarligina katildikça da ondan pay alir. Böylece yerel sinirlarini asarak kendini dünya insani olarak algilamaya baslar.
Bir baska deyisle uygar insan , dünyanin neresinde ve hangi kültürde üretilirse üretilsin, insanlik degerlerine sahip çikan, onu benimseyen ve yasamina katan insandir .
Biz, kirka yakin farkli kültürü bünyesinde barindiran Anadolu insaniyiz. Anadolu Dogu ve Bati kültürlerinin ve uygarliklarinin bir araya geldigi ve etkilestigi çok yogun bir ortam ve kavsaktir. Bu nedenle dünya uygarliklarini algilamak ve yorumlamakta Anadolu Insani rakipsiz yetenektedir kanisindayim.
Dünya kültür ve uygarliklarini, özellikle bizim de bir yönüyle içinde bulundugumuz Bati Uygarligini derinden etkileyen bir ögretiyi ve bir kisiyi tanitmakla ise baslayacagim. Bu ögreti Hermetizm ve bu kisi de Hermes Thot’tur.
Hermes Thot, kendinden sonra gelen dinleri, mistik akimlari etkiledigi kadar sanat, bilim ve felsefeyi de derinden etkilemistir. Kimdir bu Hermes?
Hermes eski Misir’in büyük ermis-filozofu bir kisidir ve Antik Misir Uygarligina damgasini vurmus bir mürsit (inisiyatör) olarak bilinir. Misirda bulunan milattan önce üç bin yillarina ait yazmalarda Hermes’in “Tanrilar Dönemi” denilen bir dönemde yasadigi söylenmektedir. Bu da onun en eski ögreticilerden oldugunu göstermekted i r. Ona Hermes adini Yunanli yazarlar vermistir. Iskenderiyeli Clément ve Asklepios’un eserlerinde ondan Hermes Trimegistes diye söz edilir. Trimegistes, Üç kez bilge demektir.
Hermes Eski Yunanda tanrilastirilmistir. Latinler de ondan Merkür Trimegistes o larak söz etmislerdir. Araplar, Herms-i Heramise diye ondan alintilar yapmislar.
Islam dünyasinda ise Idris diye bilinmektedir. Terzi mesleginin kurucusu da sayilan bu bilge kisi Terzi-Hermes diye de ün salmistir. Zaten Idris sözcügünün anlami da terzi demektir. Yunus Emre bir siirinde ondan “Idris nebi hülle biçer, gezer Allah deyu deyu” diye söz etmistir.
Hermes’in Misir dilindeki adi ise Thot ’tur. Thot’un terziligi, tasavvuf ve gnostik ögretilerde dis anlamiyla degil, daha çok iç anlamiyla benimsenmist ir; yani o insanlara "initiation" yoluyla hal elbisesi giydirmektedir.
Hermes sözcügü Ermes, Hermis ve Heramis biçimlerinde de söylendigi gibi Anadolu Türk’çesine de Ermis olarak girmis ve Tanriya kavusma halinin bir adi olarak benimsenmistir. Böylece tasavvufun en temel kavrami ve amaci “ermis” olmustur.
Hermes’in ögretisi Antik Misir’da Theb ve Menphis tapinaklarinda halka kapali ve yalnizca inisiye olmus kendi üyelerine derece derece sunulmaktaydi.
Bu ögreti üç temel üzerine insa edilmekteydi.
Birincisi kavramsal olup akla hitap etmekteydi, ikincisi simgesel olup sezgiye, üçüncüsü mistik olup iç görüye ve iç deneyime hitap etmekteydi.
Kavram, sezgi ve iç deneyim yoluyla kisi degistirilip, yeniden doguma ve yeniden yapilanmaya dönüstürülüyordu. Böylece herkesin bilmedigi sirlara vakif bir ermisler toplulugu olusturulmustu.
Bu ermisler toplulugu Iskenderiyeli Clément’in bildirdigine göre Hermes’e ait kirk iki kitaptaki bilgilerle donatiliyordu. Bu kitaplardan bir kismi dinsel metinler, bir kismi yönetimle ilgili bilgiler, bir diger kismi Astronomi, Astroloji, Kozmografya, Cografya, Geometri ve Matematige ait bilgileri içeriyordu. Bu kirk iki eser bir bakima ilk ansiklopedi niteligindedir.
Antik Misir dili, Ibrani ve Arabi diller gibi niyet (intentional) dilleridir. Yazilirken sessiz harflerle yazilir, okunurken ise seslendirilir . Grek ve Latin dilleri ise ünlü ve ünsüz harflerle birlikte yaziya geçirilirler.
Bu dil özelligine bagli olarak Yunanca’da Hermes diye yazilan, Misir dilinde HRM diye yazilmaktadir ve Hiram diye ünlendirildiginde Nû rlanmis anlamina gelmektedir. Ra: Günes, Isik, Nûr anlamina geldigi için Hiram; Ra’ya ermis, Nûr’a kavusmus demektir.
Hermetik ögretinin simgesel yöntemi dil ile bütünlestirilmistir. Yirmi iki harften olusan Misir alfabesinin her harfi, bir sirrin simgesi olarak kodlanmisti. Ayrica her harf bir sayiya karsilik geliyordu. Her harf ve sayi da üçgenlerle gösterilen üçlü bir yasaya bagliydi ki her birinin Lahut aleminde, Akil aleminde ve Madde aleminde birer yansimasi bulundugu gösterilmis oluyordu.
Bu yöntem daha sonra Ibrani mistisizminde Kabala ve Zohar ’da ve Islam tasavvufunda Ebced ve Hurufilik ’te kullanilmistir.
Örnegin, bir sayisina karsilik alfabenin ilk harfi (Alfa, Alef, Elif vb.)
Lahut aleminde: Kendisinden bü tün esyanin çiktigi saltik varlik ;
Akil aleminde: Sayilarin kendinden çiktigi ve birlestigi "bir" sayisina;
Maddi ve Dogal alemde: Göreli varliklarin bas taci olan "insan" a karsiliktir.
Bu ilk harfin sirri elinde asa, basinda altin taç, sirtinda beyaz bir giysi bulunan bir bilge biçiminde betimlenmekte idi. Asa, amirlige; Altin Taç, evren n û runa; Beyaz Giysi de safliga ve temizlige isaret ediyordu.
Daha önce belirttigimiz gibi Hermesçilikte üçgen özel bir simge olarak kullanilmaktaydi
Bunun nedeni anlay is (irfan) gözünün açilmasi için birbirini bütünleyen kavramlarin üçlü bir dizge olarak kullaniliyor olmasiydi.
Örnegin
Hermes’e göre mistik deneyimlerin amaci insan in özgürlügüdür. Bu özgürlük, insanin nefsi arzulardan arinarak asil kaynaga ilahin ûra kavusarak suurlanmasidir.
Simdi de Hermes’in ögretisiyle ilgili kendi sözlerine bir bakalim:
“Asil insan N û r’dur. Insanlar bu n û ru tanimazlar ve onu fark edemezler; an cak hakikat budur. Nû r, her yerde, her kayada ve her tasta vardir. Bir insan n û r olan Osiris ile birlestiginde, tikel tümelle birlesmis olur ve o zaman n û ru, o perdeler arkasinda gizlense de yine her seyi görür.
Baska her sey geçicidir, ancak n ûr süreklidir. Nû r insanin hayatidir. Her insan için bu n û r kendisine her seyden daha yakindir.
Bir insan bilgi ile törenlerin ve ayinlerin (ritüel) üstüne yükselir ve Osiris’e ererse, Nû r’a, o her seyin baslangici ve sonu olan ve bastan basa n û r ile çaglayan Amon-Ra’ya varir.”
Ra: Nû r, Günes, Isik
Osiris: Tümel Zekâ
Am-On-Ra: Kozmik Sevgi Günesi
Hermesçi mistikler, kendilerini bütün varliklarla birlik halinde görürler. Onlarin elde ettikleri ruhsal arinma ve aydinlanma, onlara evren ile ortaklik suurunu getirir. Bu tür ermislerin biricik görevi de ayirmaksizin herkese ve her seye iyilikte bulunmaktir.
Hermes diyor ki: “Osiris semadadir, fakat Osiris ayni zamanda her insanin kalbindedir. K â lpteki Osiris, semadaki Osirisi tanirsa o zaman insan tanrisal bir ermis olur ve parçalanan Osiris tekrar toplanir.”
Hermes, onu izleyenlere yaptigi her konusmanin sonunda söyle demekteydi:
“Insanlar ölümlü tanrilar, tanrilarsa ölümsüz insanlardir. N ûr sizsiniz ve bu nû r daima parlasin” Hermes’in bu sözleri tapinaklarin kapilarina islenmisti.
Hermes ögretisinde insan yedi mertebeden olusmus bir varliktir.
Shat : Maddi beden
Ank : Hayat kuvveti
Ka : Astral nûr, Kâlp
Hati : Hayvansal ruh
Sheybi : Kutsal ruh
Bai : Akli ruh
Kon : Ilahi ruh
Hermetik yolcu için en son gaye nûra kavusmaktir. Bunun için üç asamali bir egitim uygulanirdi.
Beden egitimi
Hayvansal ruh egitimi
Insani ruh egitimi
Insan ancak insani ruh egitiminden sonradir ki evrenin görünmez kuvvetleriyle iliskiye geçebilir ve gayb aleminden feyz alabilir. Bu yolla nefsine egemen olur ve ilahi özgürlüge kavusabilir ve ancak böyle bir kimsedir ki diger insanlari irsat edebilir.
Hermes’in ögrencilerine ögüdü suydu:
“Ilim kuvvetin, iman kilicin, sukut da delinmez zirhin olsun. Hakikati herkesin anlayis derecesine göre açikla. Ruh üstü örtülü bir n ûr!dur ki ancak Ask ile ebedi olarak parlar; asksiz ise sönüp gider”. Iste ermislerin ermisi Hermes böylece ögretisini Ask ile noktalamisti.


Eylül 09, 2008, 10:02:20 ÖÖ
Yanıtla #5
  • Orta Dereceli Uye
  • **
  • İleti: 366
  • Cinsiyet: Bay

Sn.Mason ve Sn.Aramisin yazılarını okudum güzel yazılar tabii bu tarz yazılara çok anlam yüklememekte gerekiyor çünkü o devirden bize ulaşmış kesin bilgiler yok ne aktarımlarla ne yazılarla daha tufan olayında bile 3 tane teori veriliyor,yaşanmış bir olay ama nedenleri kesin belli değil.

Benim en çok 3. teori ilgimi çekti Sn.Masonun yazısındaki Atlas ve Mu kıtalarının savaşımı sonucu tufan hadisesinin gerçekleştiği bölüm bu bana günümüzü hatırlattı,iki ayrı kıtanın savaşını,Amerika ile Irak ve Afganistan Savaşını,iki farklı kültürün savaşını ve başka bir savaşı  Doğu ile Batı arasındaki fikir savaşını hatta bunun insanın içinde tezahürlerini şu anda sanırım Doğu yeniliyor.Eski değerler ,yeni değerlerle çelişiyor.Eski değerler günümüz dünyasında yer bulamıyor,uygulanmıyor umarım burdan bir tufan çıkmaz..

İnsinyelerin imtihanlarını da okudum herhalde bir insinyenin başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmemiştir.O ne imtihanlar öyle direk canınla karşı karşıyasın.Ben gerçek ruh öğretilerinin insan canını kutsal sayacağı için bu şekilde direk canı hedef alan imtihanlar yapacağını sanmıyorum.Bu insinye grupları sahte olan zamanla yozlaşmış olanlardır,herhalde çünkü büyük bilgiler içeriyorlar pramitlerin yapılışından bunu anlıyoruz.Çok bilgi siyasi çekişmeleri,zenginlerin baskılarını getirmiş ve gerçek insinyeler herhalde kendilerini saklamışlardır.

Bu insinye okullarından günümüze ulaşan sadece masonlar var sanırım yani insinye demiyeyimde tarihi bilgiler içeren.Ama başka olmayacağı manasına da gelmez, belki halen ruh öğretilerine devam ediyorlardır.

Hz.Musa hakkında anlatılanlarda tabii ki bu durumda biraz tahmini kalıyor.Zaten yahudilik kendi ayrımını Hz.İbrahim zamanında koyuyor,Hz.Musanın öğretileri buradan kaynaklı olması sanırım daha muhtemel.Hz.İbrahim'inde Hindistanın batı tarafından bölgeye göç ettiği söyleniyor.Tabii bu bilgide tahmini.Çünkü Musadan önce gelen peyagamberleri ve mucizelerini görüyoruz.

Saygılarımla ...


Eylül 11, 2008, 11:33:12 ÖS
Yanıtla #6
  • Mason
  • Orta Dereceli Uye
  • *
  • İleti: 353
  • Cinsiyet: Bay

Sayin Mason'un yazdiklarina ilaveten asagidaki alintiyi gondermek istedim.

DERİNLİĞİN ODALARI

2 yil önce yerin altina – nüfuz eden yeni radarin gizli tasnifi kaldirmasindan beri (declassification), en sasirtici veriler dünyanin çesitli kisimlarindaki kompleks ve yeralti labirent sistemlerinden ortaya çikti. Güney Amerika'daki Guatemala gibi yerlerde, Tikal'deki Maya piramit kompleksinin altinda ülkenin diger ucuna kadar 800 km yayilan tüneller haritalandi. Arastiricilar, yarim milyon Maya Yerlisinin kültürlerinin büyük kisminin yokolusundan nasil kaçtiklarini anlamanin mümkün oldugunu belirtti.

Benzer sekilde, SIRA radari 1978 in baslarinda Misir'da konuslandirildi, Misir piramitlerinin altinda olaganüstü bir yeralti kompleksi haritalandi. Misir'in Baskani Sedat ile yapilan anlasmalar sisteme nüfuz etmek için çok gizli kazilarin otuz yili ile sonuçlandi. (otuz yil çok gizli kazilar yapildi). Avustralya'daki son zamanlarda yapilan bir toplantida, Giza projesindeki kilit bilim adamlarindan biri olan Dr. Jim Hurtak DERINLIGIN ODALARI olarak adlandirilan çalismanin filmini gösterdi.

Film 15,000 yil eski olan Giza platosunun altindaki bir çok seviyelere erisen engin bir megalitik metropolün kesfini gösteriyor. Yeni – Çag'in diger kalan ilgilileri sfenksin sol pençesinin altindaki gizli bir oda ile ilgili spekülasyon yaparken, "Tanrilarin Sehri" asagida yayilmis olarak duruyor. Hidrolik yeralti su yollari ile tamam olarak, film Nil Vadisinin boyutunda, kocaman odalari, oyulmus çok büyük heykellerle birlikte en büyük katedrallerimizin bölümlerini (boyutlarini) gösteriyor. Yasamlarini riske atan, isiklari ve kameralari ile arastiricilar ötedeki mühürlenmis odalara girmek için yeralti nehirlerini ve kilometrelerce uzunlukta gölleri lastik sandallarini dikkatle geçiyorlar. Önceden, önemli miktarda kayitlar ve insan eliyle yapilmis seyler bulundu.

*Tufandan hemen sonra, simdiki zaman döngüdünün safaginda, Misirlilarin ZEP TEPI olarak adlandirdigi bir devirde, "Ilk Zamanlar"da, uygarligin ilk adimlarindaki hayatta kalanlari inisiye etmek için bir grup gizemli "tanrilar" ortaya çikti. Misir'da Thoth ve Osiris'ten , Amerika'da Quetzacoatal ve Viracocha'ya, dünya çapindaki gelenekler çagdas uygarligin baslangicini/kökenlerini bu sofistike (karmasik/gelismis) gruba atfeder. *

Von Danikan'in gazeteciliginin yanlis yola sevkeden popülerligine ragmen, dünya etrafindan kanitlar, bu insanlarin önceki uygarligin yüksek – teknoloji (-li) hayatta kalanlari oldugunu gösteriyor. Kendi uygarligimizin nükleer yeralti siginaklari ve gizli arastirma yetenekleri/olanaklari gibi, bunlar toz (bulutu) çöktükten sonra, yeralti "Tanri sehirleri"nden ortaya çikanlar vardi. Bunlar, Genesis'te bahsedilen Enoch ve Methuselah gibi, "tufandan önceki piskoposlar/kabile reisleri", "devler ve eskinin kahramanlari" idi. Kadim Sümer'in, Misir'in ve Hindistan'in esrarengiz tanrilari, hepsi Tufandan önceki sasilacak/inanilmaz zamanlardan sesleniyor.

Bu, bizimkinin ötesinde olan bir uygarligin ve teknolojinin mirasidir. Sfenksin ve piramitlerin sadece yüzey isaretleyici oldugu, engin bir yeralti sehrini yaratabilen bir teknoloji. Proje bilim adami Dr. Hurtak bunu ileri dünya disi bir kültür ile temasin etkisine benzetiyor. O, bunu son dünya kargasasi/düsüsü tarafindan tahrip olan, Atlantis uygarligi olarak adlandirilan, Dördüncü Kök irkin kesfi olarak tanimliyor. Bu, Dr. Hurtak'in "Anne Baba uygarlik" olarak sözettigi, tüm lisanlarin, kültürlerin ve dinlerin tek bir ortak kaynagin izini sürdügü açik/anlasilir bir kaniti sunuyor.

Yerin altindaki teknoloji makine teknolojisinin ötesindedir. Arthur C. Clarke'in bir zamanlar saka yaptigi, gibi "kendi teknolojimizin ötesindeki herhangi bir teknoloji bize sihir gibi görünürdü". Dr. Hurtak'a göre, bu, genetik kodun sifresini çözen ve fiziksel spektrumun anahtarlarina sahip bir kültür idi, eskilerin "Daha Yüksek Isik Fizigi"... kadim Gilgamis'in çöl topraklarindaki "Mashu Dagi"nin altindaki tünelleri aramak için kayip "Tanrilarin Sehrine" ünlü yolculugundaki aramaya gittigi her sey.

Hurtak "isigin lisanindan" ve ismi ENOCH olan, Büyük Piramit Kompleksinin insasinda adi geçen önceki zaman döngüsünün (devrinin) büyük rahip – bilim adamindan söz eder. Hurtak büyük bir spiritüel bilimi, yildizlara genetik bir merdiveni tanimlayan bir bilimi ima eder.

Rahip – bilim adami ENOCH önceki zaman devrinin en ünlü karakterlerinden biri olan tufan öncesinden bir patrik/piskopos/kabile reisidir. Methuselah'in babasi ve Nuh'un büyük dedesi olan Enoch'tan Incil'de alfabenin ve takvimin yaraticisi olarak, efsanevi "Yahweh'in Sehrinin" orijinal Zion'un mimari olarak bahsedilir. Enoch ayrica "Lord tarafindan yukari alinan" ve "dünyanin ve cennetin sirlari"nin gösterildigi tarihin ilk astronotudur. O, tüm insanlik için "tartilar ve ölçüler" ile dünyaya geri döner.

Misirlilarin THOTH olarak bildigi "Sihrin ve Zamanin Lordu" ve Yunanlilarin HERMES olarak bildigi "tanrilarin habercisi", o ölümsüzlügün gizini arayan ve geri dönecegine söz veren, mitik Avalon'da bir elma agacinda ortadan yok olan esrarengiz büyücü Merlin olarak Celtic (Kelt) geleneginde bile hatirlanir.

Ölümsüzlüge ulasan, nasil "tanrilar gibi "olabilecegimizin gizine ulasan biri olarak, Thoth/Enoch zamanin sonunda "kutsal topragin kapilarinin anahtarlari ile" geri dönecegini vaat eder. Ilk dini liderler tarafindan Incil'den çikarilan Enoch'un kayip Kitaplarini ortaya çikaran, tartismaya yol açan Ölü Deniz Tomarlarinda, Enoch yüksek bilginin anahtarlarini yanlis kullanan ve kendisini son afetten kurtaramayan geçmisteki hayret verici uygarligi tarif eder. Hem gerçek anlamiyla hem de mecazi olarak onlar "anahtarlari" kaybetti, onlar tüm yüksek bilgiyi kaybetti.

Bir çok gelenek ile, hatta Maya efsanesi Quetzacoatal ile, Enoch simdiki zaman döngüsünün sonu olan, "Zamanin Sonunda" bu bilginin geri dönecegini vaat eder. Incildeki ifsaatlar, simdiki dünyanin sonunda "her seyin açiga çikacagini" vaat eder. Misir'daki ve dünyanin diger bölgelerindeki olaganüstü kesifler sadece ileri bir teknolojiyi degil, bizim simdiki durumumuzun ötesine tekamülsel yolu tanimlar.

Dünyanin kilit piramit sitelerinin dikkatli bilimsel incelemesi onlarin sadece gezegenlerin ve yildiz sistemlerinin pozisyonlarini yansitan yapilar olmadigini, ayni zamanda insan bedeninin çakralarini ve harmonik bosluklarini taklit etmek için dizayn edilen karmasik harmonik yapilar oldugunu ortaya çikariyor. Hatta Büyük Piramidin içindeki her bir tas özel bir frekansa veya müzik ses tonuna (perdesine) harmonik olarak uyumludur. Büyük Piramidin merkezindeki lahit, insan kalp atisinin frekansina uyumludur.

Dr. Hurtak ve arkadaslari tarafindan yönetilen Büyük Piramitte ve Güney Amerika'da diger sitelerde yapilan sasirtici deneyler piramitlerin sesle – aktive edilen "jeofiziksel bilgisayarlar" oldugunu gösteriyor. Özel kadim sesler tonlanarak, bilim ekibi piramitlerin üzerinde ve içinde görünür sürekli isik dalgalari üretti ve hatta simdiye dek, erisilemez odalara da nüfuz ettiler.

Arka arkaya gelen kesifler , kadim rahip – bilim adamlarinin tapinak yapilari içinde bir çesit harmonik ses teknolojisi kullandigini gösteriyor.

Enoch'a ait kayip bilgiler ana lisani "Isigin lisani" olarak ortaya çikariyor. Eskilerin HIBURU olarak bildigi, bu lisan ilksel çekirdek lisandir, bu zaman döngüsünün baslangicinda ortaya çikmistir. Modern arastirmalar en eski formdaki Ibranice'nin beynin phosphene isigi (alevi) modellerinden ortaya çikan dogal bir lisan, alfabetik formlar oldugunu dogrular. Gerçekte, ayni sekiller dönen bir vorteksten dogmustur. O, bizim sinir sistemimizden akan gerçek bir isik lisanidir.

Fiziksel dünyanin dogal dalga formu geometrilerini sifre ile yazan, Hiburu isigin dalga formu özelliklerini taklit eden harmonik bir lisandir. Enoch'un "anahtarlari" ses anahtarlari, realitenin kendisinin - mitsel "Dünyanin Gücü" - titresimli matrisinin anahtarlari olarak ortaya çiktigindan bahseder. Enoch'a ait bilgi,sinir sistemini direkt olarak etkileyebilen ve olaganüstü sifa ve yüksek bilinçlilik durumlari etkisi üreten kadim mantralar ve tanri isimleri ile kodlanmis sonik (sesle ilgili) denklemleri tanimlar.

Kadim bir metinin belirttigi gibi, "eger tanrilar ile konusacaksaniz, önce tanrilarin lisanini ögrenmeniz gerekir".

Torah'ta (Tevrat ?) tasvir edilen kadim kabalistik "Hayat Agaci", DNA, simdi sabit bir teyp kaydi olmaktan çok, yasayan/canli titresen bir yapi olarak düsünülüyor. Bir çok modern bilim adami, DNA'ya isik, radyasyon, manyetik alanlar veya sese ait (sonik) itkiler (çarpmalar) ile degistirilebilen parildayan dalga formu konfigürasyonu olarak bakiyor. Thoth/Enoch'un mirasi eskilerin harmonik biliminin, "Isigin lisaninin" DNA'yi gerçekten etkileyebildigini belirtiyor.

Misir'daki kanitlar bunun Misirlilar tarafindan tesebbüs edilen 6,000 yillik genetik deney oldugunu belirtiyor, ölümsüzlük ve yildizlari arayis, Gilgamis tarafindan çok uzun zaman önce baslatilan, eskinin büyükleri tarafindan tanimlanan bir arayis. Misirlilar, çogu ilksel Hristiyan tercümanlarin düsündügü gibi ölümden sonraki yasama baglanmamislar, daha yüksek tipte bir insan yaratmaya odaklanmislardir. Bir çok kadim kültür ile birlikte, onlar DNA'nin yildizlardan geldigine ve geri dönmelerinin kaderleri olduguna inaniyorlardi.

Thoth/Enoch'un bilgisi insanlarin simdiki dünyasal sekillerimizin ötesine tekamül etmesinin istendigini (niyet edildigini) ima eder, Incilin bize söyledigi gibi, "biz meleklerden daha büyük olabiliriz". Misirlilar, "Orion'un Büyük Gözünün ötesine" yolculuk yapan ve insanlarin arasinda tanrilar gibi yürümek için geri dönen, Enoch gibi ara sira ortaya çikan bireylerin, "Yildizlarda yürüyenlerin" hikayelerini kaydeder. Modern bilinçlilikten yari – ilahi varliklarin agarmasina ragmen, kadim metinlerin israr ettigi gibi, "tanrilar gibi olmamiz"in kaderimiz olmasi mümkün müdür ? Mayalarin "Isigin Lordlari" ve Misirli/Tibetli "Parildayanlar" gerçekte insanin daha yüksek bir formu mudur ?

Bir çok dünya efsanesine göre, günes sistemimizin galaksinin merkezinin etrafindaki 26,000 yillik zodyaksal yörüngesinin 13,000 yillik yari – noktasinda, herbir zaman döngüsünün basinda ve sonunda, böyle varliklarin düzenli olarak geri dönecegi öne sürülüyor. Galaktik yörüngemizdeki kosullardan dolayi, bu 13,000 yillik aralarin veya "dünyalar"in afetsel büyük degisiklikler ile ayrildigi görülmektedir.

Galaktik yörüngemizin "Anka Kusu Döngüsü" olarak adlandirilani tanimlayan Büyük Piramidin "tas takvimine" göre simdiki zaman periyodu (bizim simdiki takvimimize dönüstürülünce) 2012 yilinda sona eriyor. Yunanca sözcük ANKA, Misir sözcügü PA – HANOK'tan türetilmistir, bu gerçekte "Enoch'un Evi" anlamina gelir. Enoch'a ait bilgi, bu düzenli afetsel degisikliklerin rahim gezegenden göç etmeden önce, dünyadaki yasam formlarinin bir sonraki tekamülsel asamaya geçisini hizlandirmak için tekamülsel araci/temsilci provokatör olarak davrandigini öne sürüyor. Insan tekamülü önceden düsünülenden daha hizli ilerleyebilir. Kanitlar simdi ortaya çikiyor, fiziksel süreklilikte üstat olan ve bu dünyanin ötesine ilerlemis olan bizden önceki uygarliklari kaydediyor. Ayrica basaramayanlar da vardi. Bizim de bunu basarma veya basarisiz olma esit firsatimiz var.

Misir'dan ortaya çikan kesifler, gezegenin tektonik levhalarini stabilize etmek için müzikal bir sistem olarak kadim rahip – bilim adamlari tarafindan kullanilan kilit enerji meridyenleri üzerinde anten gibi kurulmus, tarih öncesi dünya çapinda piramit tapinagi sistemini tanimliyor...kendi en iyisinde (incesinde) afetsel jeoloji. "Dünyanin yolu" veya "Dünyanin gücü" anlamina gelen anadil sözcügü JEDAIAH'tan, kadim JEDAI rahipleri gezegeni dev bir harmonik çan gibi çalmak için (akord etmek için) Isigin lisanini kullandilar. Bunun çogu bu zaman döngüsünün son günlerinde yeniden kesfediliyor. Omega Vakfindan Dr. Jay Franz'in sözleriyle, "ona isim vermeye cesaret etmesek bile, dünya sahnesi üzerinde olmasi yakin birseylerin evrensel bir hissi var".


Bakmak yetmez, gormek gerek...


Eylül 14, 2008, 12:43:12 ÖÖ
Yanıtla #7
  • Ziyaretçi

"Mısır göklerin bir suretidir
Ve Kozmos tümüyle burada ikamet eder,
Burasıdıe mabedi;
Ama tanrılar yeryüzünden gidecekler
Ve gökyüzüne dönecekler,
Ruhsallığın eski vatanını geride bırakarak
Mısır terk edilmiş ve ıssız kalacak,
Tanrıların mevcudiyetinden yoksun.
Bizim kutsal adetlerimizi yadsıyacak olan
Yabancıların eline düşecek.
Bu kutsanmış tapınaklar ve türbeler ülkesi
Cesetlerle cenazelerle dolacak.
Kanla köpürecek kutsal Nil
Ve suları yükselecek,
Dökülen kanlarla pislik içinde.

Bu sizi ağlatıyor mu?
Daha beteri gelecek.
Bu ülke ki bir zamanlar,
İnsanlığın ruhsal öğretmeniydi,
Bu ülke ki öyle sevmiş ve adamıştı ki kendini tanrılara
Onlar bile tenezzül etmişlerdi yeryüzünde ikamete,
Ama şimdi söylüyorum sizlere,
Bu ülke zulümde geride bırakacak diğerlerini.
Ölülerin sayısı yaşayanları kat kat aşacak,
Ve hayatta kalanlar
Mısırlı sayılacaklar
Sadece dillerinden dolayı,
Çünki davranışlarında başka bir ırkın insanlarına benzeyecekler.
Ah Mısır!
Dininden hiçbir şey kalmayacak,
Boş bir masaldan başka,
Buna kendi çocukların bile inanmayacaklar.
Geriye bilgeliğini anlatan hiçbir şey bırakılmayacak,
Eski mezar taşlarından başka"
                                                                                         
                                                                                   Hermes Trismegistus


Nisan 08, 2009, 12:00:41 ÖÖ
Yanıtla #8
  • Aktif Uye
  • ***
  • İleti: 791
  • Cinsiyet: Bay

Merhaba

Musa nın inisiye edildiği Hermestik uygulama aynı zamanda Firavun 17. sülaleden yöneticisi,
adını sonradan Tek tanrı olan Atonun kulu anlamına gelen Akhenaton u da inisiye etmişti.
Nefertiti nin eşi Akheneton 13 tanrılı sistemi reddetmiş,
Tapınaklardaki putları ve tanrıları yıktırmış, tek sonsuz ve suretsiz görünmeyen tek tanrı Aton u öne çıkartmıştır..

Akhenatonu tek tanrı düşüncesinden dolayı halk onu sapık firavun olarak hatırlar.

Herkesin bu düşünceyi anlayamayacağını öngördüğü, insanlara adım adım verilmesi amacıyla
muhtemelen kendi loncası tadında bir kardeşlik örgütü kurduğu da rivayet edilir.

M.Ö. 1350

Tanrı uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç birşey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı (...)
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman

Akhenaton un;  neredeyse, tek tanrılı ilk kısa ömürlü dininin içeriğini,
güçlü bir biçimde Musa da veya takip eden bin yıllarda başka kaynaklarda da
görebilmek mümkündür.

Zira Musa Akheneton ile aynı dönem yaşamış olduğundan, Musa nın Akhenetonun rahiplerinden biri olduğu,olmadı
Hiram Ustanın Akheneton olduğu, hatta Musanın Akheneton olduğu, Aton un tek tanrı için yaptığı tapınağın, Hz Süleymanın tapınağı ile aynı olduğu şeklinde de rivayetler mevcuttur. Şimdilik bildiğim doğrulandığı da yalanlandığı dır :)

Sayın Mason un yazısında neredeyse işte masonluğun simgeleri, işte dünyanın eski bilgisi hakikatten hala öğretiliyor
eski hesap devam ettiriliyor derken rahiplerin inisiye törenlerinde adaya "kudrete göz diken akılsızlar burada telef olurlar"
denildiğini okudum.
Sanırım aynı değiller dedim.
Belki de bir mason tanımadığım için.

Mesajların tarihine baktım da 2006 da başlamış ama daha kısacık.
Sizin zaman önce ilgiyle baktığınız yere şu anda ben sizin o zamanki ilginizle bakıyorum.
la vache qui rit


Nisan 08, 2009, 10:49:21 ÖÖ
Yanıtla #9
  • Uzman Uye
  • ****
  • İleti: 1739
  • Cinsiyet: Bay

Tanrı uludur, birdir, tektir.
Ondan başkası yoktur.
Bir tanedir,
O'dur her varlığı yaratan
Bir ruhtur Tanrı, görünmeyen bir ruh...
Ta başlangıçta vardı Tanrı,
Tek varlıktı o.
Hiç birşey yokken o vardı.
Herşeyi o yarattı (...)
Ezelden beri süregelen varlığı,
Ebediyete kadar sürecek,
Gizlidir Tanrı, kimse görmemiştir onu.
İnsanlara ve yarattıklarına sır kalır her zaman

   

                                                                             İ M Z A
Ben"O"yum,"O"ben değil...


Masonlar.org - Harici Forumu

Ynt: Misir ve Hermes
« Yanıtla #9 : Nisan 08, 2009, 10:49:21 ÖÖ »

 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son Gönderilen:
8 Yanıt
2242 Gösterim
Son Gönderilen: Temmuz 20, 2008, 12:39:32 ÖÖ
Gönderen: poyraz06
5 Yanıt
4546 Gösterim
Son Gönderilen: Ocak 01, 2010, 02:27:29 ÖS
Gönderen: Prenses Isabella
7 Yanıt
2061 Gösterim
Son Gönderilen: Şubat 28, 2011, 12:39:50 ÖS
Gönderen: ozkann
0 Yanıt
2298 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 18, 2010, 08:36:19 ÖS
Gönderen: Onien
0 Yanıt
2711 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 06, 2011, 11:15:27 ÖS
Gönderen: AQUA
6 Yanıt
3864 Gösterim
Son Gönderilen: Eylül 04, 2011, 12:56:23 ÖS
Gönderen: martı
0 Yanıt
563 Gösterim
Son Gönderilen: Aralık 23, 2011, 02:53:06 ÖS
Gönderen: TUTMOS
1 Yanıt
1279 Gösterim
Son Gönderilen: Mayıs 09, 2012, 12:43:39 ÖÖ
Gönderen: VforVictory
0 Yanıt
245 Gösterim
Son Gönderilen: Mart 05, 2014, 05:07:28 ÖS
Gönderen: Don Corleone
1 Yanıt
101 Gösterim
Son Gönderilen: Ekim 01, 2014, 08:06:40 ÖÖ
Gönderen: ADAM