MASONLUK VE ONUN NURUNDAN FAYDALANMAK İSTEYEN İÇİN SINIR VAR MIDIR?

 


Bu çalışma, uzun bir süreden beridir kafamdaki soruya cevap arama sürecimin ürünüdür. Özellikle son dönemde okuduklarım bu soruya kendimce bir cevap oluşturabilecek yapıyı sağladı. Sorunun farklı bakışlara göre farklı cevapları elbette vardır. Sorunun oluşumu ve soruya cevap bulma süreci dediğim gibi çok uzun bir zamanı kapsıyor. Okumalarım, sorgulamalarım, karşılıklı konuşmalar, Masonluk ile ilgili sorularıma verilen cevaplar sonunda ortaya çıkan ve cevaplanan bir soru. Belki çok kısacık bir cevabı da olabilirdi. Ama ben bu soruma ancak bu kadar uzun bir yazıyı tamamlayarak bir nebze olsun cevap verebildim.

Bu yazı aynı zamanda hakikatin nurunun karanlık bulutlardan geçip harici alemdeki bir adama açabilen zerre hatta zerreciğin boyutunu da gösteriyor. Bir Harici olarak ulaşabileceğim derinlik büyük ihtimalle bu kadardır ve bana ulaşan ışık ancak bu kadar yolumu aydınlatmaktadır. O yüzden eksikleri mutlaka var ve karşı çıkılacak savları da.

Chuang Tzu'ya ait olan ve İsmet Özel tarafından türkçeleştirilen şu şiir dileğim olsun

"Meyva vermeyen bir agac kadar
Faydasiz olsun bu yazdiklarim.
Dallarini meyvasina tamah edip
Kimse tasa tutmasin.
Bu yazdiklarim cok budakli, cok bukumlu
Bir agac kadar faydasiz olsun.
O zaman marangozlar
Kesip bicmeye deger bulmazlar boyle bir agaci.
Dokusu gevsek, gozenekleri genis, recinesiz
Bir agac kadar faydasiz olsun bu yazdiklarim.
Koku toprakta,
Basi gokyuzune donuk.
Belki kimse bahcesine dikmez,
Sehrin bulvarlarina da sokmazlar onu.
Ama
Uzak, kirac bir issizlikta
Bunalmis bir yolcu
Dibinde oturacagi,
Sirtini dayayacagi bir agac buldu diye
Ferahlarsa
Bu yeter. "



PLAN

GİRİŞ

I.    MASONİK KAVRAMLAR
1. MASONLUĞUN EVRENSEL KAVRAMLARI, MASONİK FELSEFE VE MASONİK AHLAK
1.1. Masonlukta Felsefe ve Eklektisizm
1.2. Masonlukta Ahlak Anlayışı
2. MASONLUKTA İNANÇ, TANRISALLIK, OLGUNLAŞMA, MÜKEMMELİK KAVRAMLARI VE HAKİKAT ARAYIŞI
3. MASONLUKTA TOPLUMSAL KAVRAMLAR : ÖZGÜRLÜK, ADALET VE TOLERANS
3.1. Masonlukta Özgürlük Kavramı ve Sınırları
3.2. Masonlukta Adalet Kavramı ve Sınırları
3.3. Masonlukta Tolerans Kavramı ve Sınırları

II.   MASONİK YAKLAŞIMLAR
4. MASONLUĞUN EVRENSELLİĞİ, ÇAĞDAŞLIĞI, YAYGINLIĞI
4.1. Masonluğun Evrenselliği ve Benimsenmişliği
4.2. Masonluğun Çağdaşlığı
4.3. Masonluğun Yaygınlığı
5. MASONİK UYGULAMA VE YARARLAR AÇISINDAN MASONLUĞUN YAPISAL SINIRLARI
5.1. Örgütsel Yapı
5.2. Global ve Toplumsal Yapı
5.3. Kişisel Yapı

SONUÇ YERİNE

GİRİŞ


Maddesel evrende ve insan düşüncesinde bulunan her şey sonludur ve sınırlıdır. İnsan düşüncesindeki Tanrı kavramı bile sınırlıdır. Gücünün ve yeteneklerinin sınırı olmadığını söylememize rağmen biz onu “tek”lik sınırı içine sokmuyor muyuz? Bir şeyin TEK olabilmesi için, onu tanımlayan başı, sonu ve sınırları olması lazım değil mi? Yüce Yaradan “tek” değil “HEP”tir ve “HERŞEY”dir dediğimizde kafamız karışmaya ve Onunla ilgili düşüncelerimiz netliğini kaybetmeye başlamıyor mu?

Metafizik kavramlarla yoğrulmamış, onlarla iç içe olmaya alışmamış beyinler sınırsızlık ve sonsuzluk düşüncesi karşısında rahatsızlık ve güvensizlik duyarlar, ondan kaçınırlar. İnsanlar bilinçsiz olarak Sonsuzluk ve Sınırsızlığı, sonlu ve sınırlı “çok—büyükler” olarak algılama eğilimindedir. Diğer bir ifadeyle, insan beyni sonsuzluk ve sınırsızlığa koşullanmamıştır.

O halde insan yapısı olan her şey ister mekânda ister düşüncede Varolsun sınırlı olmak zorundadır. Masonluk insan yapısıysa, tanım olarak sonludur ve sınırlıdır, önemli olan sınırlarının nereye kadar ulaştığını araştırmak, Masonluğu ilgilendiren ve ilgilendirmeyeni bir birinden ayırabilmektir. Masonluk insan yapısı değil de tanrısalsa, Tanrıya uzanan tarafı tanrısal nitelikleri olsa bile insana yönelik ucu insanca niteliklerde yani sonlu-sınırlıdır.

Gerçekte Masonluk bir kefesinde Tanrısallık (teizm) diğer kefesinde insancıllık (hümanizm) bulunan bir terazi gibidir ve çoğunlukla bu iki yaklaşımın dengeli bir sentezini oluşturur.

Tanrı her şeyi yaradandır. Kötülük de iyilik de tanrının yaratısıdır. Ama kötülük tanrısal değildir. Işığı algılayabilmek için karanlık gerekliyse, iyiliği tanımlayabilmek için de kötülük gereklidir. Bu nedenle, iyilik ve aydınlığı doğrudan ışık gibi tanrısallar arasında bulunan Masonluk, kendisiyle zıtlık içinde olan kavramlardan ayrıldığı için de sınırlıdır.

Ama sınırlılık; sabitlik, durağanlık, hareketsizlik demek değildir. Masonlukta sınırlar kavramlarda çizilmekte yaklaşımlar ise sınırsız denmese bile, zamana, mekana ve insan idrakinin değişkenliğine uygun olarak değişkenlik gösterebilmektedir. Bu değişkenlik, yerine göre yaklaşımlar açısından Masonluğa ait bölgeni büyümesi anlamına gelebildiği gibi bu bölgenin yaklaşımlar içinde yer değiştirdiği anlamına da gelebilir. Diğer bir ifadeyle, Masonluk yaklaşımlar açısından sınırlarını genişletip kapsamını büyütebildiği gibi daha önce “Masonik” olarak tanımlanmakta olan bazı yaklaşımları terk edip, zaman ve mekâna göre değişken olarak önceleri var olmayan ya da Masonik olduğu düşünülmeyen yeni yaklaşımları benimseyebilmektedir. Masonik düşüncenin eklektik yapısı da buna olanak tanımaktadır.

O halde KAVRAMLAR açısından Masonluk “
rasyonel bir dogmatizm” içinde görmek mümkün ise de diğer taraftan yaklaşımlar açısından bakıldığında “dengeli bir pragmatizm”i Masonluğa yakıştırmak aynı ölçüde olanaklıdır.

Landmarklar basitleştirmesinin yanılgısına düşmeden Masonluğun ilgi alanını tanımlayabilmek için onu Masonik Kavramlar ve Masonik Yaklaşımlar olarak tanımladığımız iki izdüşümünde incelemek yeterince aydınlatıcı, belirleyici olacak ve yukarıdaki yargıların ne ölçüde geçerli olduklarını gösterecektir.



I - MASONİK KAVRAMLAR


Kavram sözcüğünü basitçe, bir düşünceye verilen ad olarak tanımlayabiliriz. Bu tanımdan yola çıkarak kavramlar; düşünceleri sınıflandırmak, düzene sokmak ve gerektiğinde kolayca çağrıştırabilmek için onların üzerine koyduğumuz birer etikettir diyebiliriz. Ancak, her soyut içerikli paketin üzerine konulan etiket gibi aynı kavramla etiketlenmiş düşünceler her zaman içerik açısından çakışmayabilir. Bu durum, dillerin düşünceleri tanıyabilme açısından eksikliğinden kaynaklanabileceği gibi kişisel algılama ve yorumlama farklılıklarından da doğabilir.

1. MASONLUĞUN EVRENSEL KAVRAMLARI, MASONİK FELSEFE, MASONİK AHLAK

1.1. Masonlukta Felsefe ve Eklektisizm


Felsefe kavramını en basit biçimde tanımlamak gerektiğinde Felsefe, insan düşüncesinin hakikati arayışıdır diyebiliriz. Masonluğun ana ilkesi de hakikatin arayışı olduğuna göre Masonluk bir felsefedir diyebilir miyiz? Eğer diyebilseydik çok kısa ve öz olarak Masonluğun sınırlarını çizmiş, Masonları da filozoflar sınıfı içine katmış olurduk.

Felsefe aynı zamanda gerçeği arayış yolunda oluşturulmuş düşünce akımlarının her birine verilen addır. Bütün felsefe akımlarının temelinde dinlerin dogmatizmine karşıt olarak, rasyonalizm vardır. Felsefi akımlar akılcılık sağlam temeline dayandırılmakla birlikte, izledikleri yolun farklılığı nedeniyle zaman zaman Tanrı, evren, insan ruhu, insanın varlığının nedeni ilh… gibi konularda farklı sonuçlara varmaktadır. Felsefenin uzantısında yalnız bilimin vardığı sonuçların evrensel tutarlılığından ve benimsenmişliğinden söz etmek olanaklıdır. Çünkü, bilim sonuçlarını gözlem ve deneylerle kanıtlayarak elde eder. Her yeni savın daha önce kanıtladığı başka bir savın üzerine kurarak ve ayrıca kanıtlayarak ortaya koyar. Bilimin en büyük  özelliği deney   ve gözleme dayanması ve sürekliliğidir. Bilim temelden başlayarak her taşı bir öncekinin üstüne konularak gelişen bir yapı gibidir. Sağlamdır, somuttur ama sınırlıdır. Bu nedenle, gerçeğin arayışı yolunda en güvenilirleri olmakla birlikte en az katkı da bilimden gelmiştir.

Felsefe, bir büyük küme olarak bilim alt kümesini de içermesine karşılık, deney ve gözlemle sınırlanmamış özgür insan düşüncesinin ürünlerini de içerir. Bu ürünler, çeşitli felsefi akımlar olarak, izledikleri yollar ve vardıkları sonuçlar farklı  olmakla birlikte, felsefe kümesinin birer parçalarıdır. Ve yüzeyi düzgün olmayan aynalar gibi, her biri, değişmeyen gerçeğin farklı açılardan az veya çok çarpıtılmış birer görüntüsünü yansıtır.

Masonluk bu aynalardan biri midir? HAYIR… Felsefe kümesi içeriğinde Masonluğa ait ortak alt kümelerin de bulunmasına karşın Masonluk kesin olarak bir felsefi akım değildir. Özellikle hakikatin arayışı çabaları kapsamında felsefi yaklaşımları da içeren bir dünya görüşü, bir yaşam biçimidir.

Masonluğun felsefi içeriği büyük ölçüde eklektisizme uymaktadır. Türkçe karşılığı “seçmecilik” olan eklektisizm, felsefe ve teolojide farklı sistemlerin genelini benimsemeden belli öğretilerini ya da öğelerini seçerek yeni bir sistem oluşturmak anlamına gelir. Çeşitli sistemlerden en kabul edilebilir görünen savları toplayarak bunlardan bir öğreti oluşturma yöntemidir. Kökleri MÖ. 2. yy.a antik çağa uzanmakla birlikte, felsefede bir yaklaşım olarak tanımlayan ve adını koyan 19. yy.da yaşamış Fransız filozof Victor Cousin’dir.

Cousin, düşünce alanında yaratmanın yoktan var etme  anlamına gelmediğini savunmuştur. Yaratma, değişik nitelikler taşıyan doğa varlıkları arasında uyum sağlamak ve birleştirme yöntemiyle yeni bir bütün ortaya koymaktır. Yoktan var etme yani gerçek anlamda yaratma Tanrıya özgüdür; insan için olanaksızdır. İnsan elinden çıkan her ürünün doğada bir benzeri yoksa bile, etkileyici, yönlendirici nesnelerden yararlanarak yeni bir sentez oluşturmaktadır. Bu sav, düşünce ürünleri için de geçerlidir. Bütün düşünce ürünleri insan ruhunda ve aklında daha önceden var olan öğelerden doğar. Daha kısa söylemek gerekirse İnsan sadece gördüğü ve veya bildiği şeyin hayalini kurabilir.

Çağlar boyu süre gelen yeni düşünce akımlarının doğmasına olanak sağlayan tüm felsefi sistemler, aslında insan ruhunda var olan öğelerden kurulmuştur. Bu nedenle bütün felsefe sistemlerinde bilinç, akıl ve ruh gibi ortak konular vardır. Özellikle akıl ve bilinçten söz etmeyen bir düşünce çığırı yoktur. Tüm felsefe ve düşünce sistemlerinin akıldan ve bilinçten söz etmesi bu iki yetinin sonradan kazanılmadığının insan doğasında önceden var olduğunun bir göstergesidir.

Ruhun ölmezliğine inanan Masonluğun eklektisizme yakın düşmesinin bir gerekçesi de eklektisizmin benimsediği bu sav olmalıdır.

Temelde Kartezyen olarak tanımlayacağımız kökü Eski Yunan düşünürlerine dayalı Batı felsefe sistemleri, önce Mısır ve Babil de doğu mistisizminin kurumlarında inisiye olmuş Thales, Euclid  ve Pisagor gibi düşünürler kanalıyla daha sonra Haçlı Seferlerinin sağladığı etkileşim aracılığıyla doğu mistik felsefesinin izlerini almıştır. Tapınakçılar ve St. Jean şövalyelerince Avrupa’ya taşınan doğu mistik felsefesinin ve özellikle Hermetizmin etkisiyle Kabbalizmin doğuşuna yol açtığı ve bu Hermetik-Kabbalist düşüne sisteminin daha sonra özellikle aydınlanma çağında Descartes, Leibniz gibi düşünürleri de etkilediği anlaşılmaktadır.

18.yy.ın başında kurumlaşma aşamasına ulaşan Masonik düşünce bu mistik-kartezyen eklektik üzerine kurulmuştur denilebilir. Gerek doğu gerekse batı felsefelerinin yaklaşımlarını benimser ve fakat bunların birbiriyle çelişen yönlerini uzlaştırma çabasına girmez. Hakikat tüm gerçekleri kapsadığından, Zerdüştlerin Zend Avestasında, Hinduların Vedalarında, Ramayanada, Eflatun, Pisagor, Thales gibi düşünürlerin insanlığa ışık tutmuş öğretilerinde, Budanın öğretilerinde ve bütün büyük dinlerin kitaplarında açık ve çeşitli ölçülerde gizlenmiş hakikatin parçaları bulunduğuna Masonluk inanır. Bunları bulup ayırt etmek ve birleştirerek hakikatin ışığının artmasına aracı olmak ve giderek gerçek ve mutlak hakikate ulaşmaya gayret göstermek, Masonluğun inancına göre, insan aklının ödevidir. Burada tek sınır insan aklının algılama ve değerlendirme yeteneğidir.

Düşünce sistemlerinde alınan “gerçek” öğeleri doğal olarak sınırlayıcıdır ve bunların benimsenmesi dogmatizmi doğurur. Masonluk, kendi eklektik yaklaşımı çerçevesinde başlangıçta bunlar arsında çelişenleri uzlaştırma çabasına girmemekle bunların hepsinin değişebilir ve gerekirse yadsınabilir olduğu mesajını vermektedir.  “Hiçbir gerçek son ve kesin değildir, her şey değişebilir, yalnız mutlak gerçek ‘Hakikat’ değişmez”… Hakikate ulaşıldığında amacın yerine geldiğinin bilinci, o noktaya ulaşmayı başarabilirse, insan aklının yeteneği içinde olacaktır.

Masonik düşüncede, eklektisizmi benimsemekle birlikte süregelen en önemli dogma insan ruhunun ölmezliği ve insan aklının üstünlüğüdür, bunların dışında, Evrenin Ulu Mimarı’nın varlığına ve tekliğine inancı ayrı tutarsak, düşünceyi sınırlayan hiçbir dogmatik öğe veya kısıtlama yoktur.

1.2. Masonlukta Ahlak Anlayışı

Ahlak sözcüğü, etik ve moral olarak isimlendirilen birbirinden farklı iki içeriği birlikte tanımlamaktadır.

Ahlak sonunda iyinin gerçekleşmesini sağlayacak doğru davranış ve yaklaşımların bir bütünü olarak tanımlanırsa, ahlakın geçerli ve uygulanabilir olabilmesi için ancak ‘iyi’ ve ‘doğru’nun tanıma kavuşturulmasıyla olanaklıdır.

Etik ve moral bu tanımlarda birbirinde ayrılır.

Etik, gerçek ve değişmez iyinin ve doğrunun arayışı içinde olan ahlak anlayışıdır. Evrensel ve değişmez güzeli arayan estetik gibi…

Etik felsefeyle ilgilidir. Özellikle sistematik felsefenin değerler sisteminin tartışıldığı bölümü olup ideal bir ahlakın bulunup bulunmadığı arayışıdır.

Aslında etik, felsefeden de eski düşünen insanın var olduğundan beridir karşılaştığı en önemli soruya yanıt arama çabasıdır.

Pozitif, Cari, Mer’i Ahlak olarak da adlandırılan moral, toplumsal koşulların belirli bir mekan veya zamanda oluşturduğu değerlere bağlılık şeklinde özetlenebilecek ahlak anlayışıdır. Burada, Mutlak değerler değil, topluluğun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan bir uzlaşmanın ortaya çıkardığı iyi ve doğru kavramları ahlakı belirlemede etkilidir. Moral felsefeden çok din ve toplum bilimini ilgilendiren alanlarda tartışmalar içerir.

Masonluktaki ahlak kavramı ise, dışarıdan bakıldığında, ortaçağdan kalma bir dogmatik moral ahlak sistemine dayandırılmış gibi yorumlanmaya çabalanmasına karşı, gerçekte, felsefi anlamda bir ahlaktır, bir etik anlayıştır. Masonlar ve Masonluk yaklaşık üç asırdan beridir bu formel ahlaka sıkı sıkıya sarılmış ve onun kurallarına uyulmasını  zorlamıştır. Bu kurallar o kadar çoktur ki, bir bölümü operatif loncalarından geleneklerle taşınmış ve Anderson Anayasasına girmiş Eski Yükümlülüklerden kaynaklanmış, diğerleri ise spekülatif Masonluğun 1723’ten bu yana geçirdiği evrimlerle oluşmuş Landmarklardan felsefi derecelerin yaklaşımlarına kadar çeşitli kademelerde yer almış kurallardır. Kurallar bu kadar çok olunca tartışmaya açık, mutlak iyiyi arayan bir etik ahlaktan söz etmek güçleşmektedir. Diğer yandan,
Masonluk, alegoriler perdesi arkasına gizlenmiş, semboller ile tarif edilen, kendine has bir ahlak sistemidir tanımı benimsendiğinde bütün bu kuralların ve ritüellerle getirilen her türlü sınırlama ve yönlendirmenin birer sembol olduğu ve bütün alegoriler perdesi arkasına gizlenmiş semboller gibi yoruma açık olduğu hatta yorumu özendirdiği gerçeği ortaya çıkar.

Bugünkü Masonik ahlakın sembollerle anlatılmaya çalışılan dili 18yyın etik dilidir. Masonluk, bu yüzyılda Descartes’ın açtığı yolda yürüyen rasyonalist düşünürlerin dilini konuşur. Ama gene de, bugün geçerli olan anlamda katı bir akılcı felsefe sistemi değildir. Günümüz Masonluğu,  daha çok esnek ve göreceli bir ahlak sistemini gündeme getirmiştir.

Relativist ahlak; felsefi açıdan “senin için iyi olan benim için iyi de olabilir kötü de; benim için iyi olan senin için iyi ya da kötü olabilir” önermesini ileri süren bir yaklaşımdır. Bunun aşırıya götürülmesi ben-merkezci bir yaklaşıma sebebiyet verir. Buna göre “insanın kendi iyiliği her şeyin üstündedir” önermesi geçerli olur. İnsan toplum içinde yaşayan bir canlı olduğundan uygulayacağı benmerkezci yaklaşım değerlerinin çıkarlarıyla çeliştiğinden kendisine zarar geleceği bilincini de taşımak zorundadır. Bu durumda, bireyin çıkarıyla toplumun çıkarı çelişiyorsa, kendisine kötülük gelmemesi için, toplum içindeki birey, davranışlarında, kendisi için en az zararlı ve toplum için optimal düzeyde yararlı olan yolu tutmak eğilimindedir. Yani birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için yaklaşımı, kendimiz için en elverişli yaklaşımdır. Günümüz Masonluğunun benimsediği relativist ahlak yaklaşımı bu çağdaş mesajı vermektedir.

Relativist ahlak anlayışı, etik bir ahlak anlayışının uygulanmasıdır. Çünkü arayışa açıktır ve toplumsal değerlerin yücelişiyle saflaşmaya, mutlak doğruya ve iyiye doğru yönelmeye açıktır.

Ancak, ahlak anlayışına dogmatik yaklaşanlar yalnız bir ve tek ideal ahlak çizgisinin olduğuna inananlar bugün hala bütün toplumlarda çoğunluktadır. Bu nedenle bugün etik tartışmaları akademik çevreler ve düşünür grupları dışında Mason Localarında yapılmaktadır, Masonlar bu sınırı bilerek çizmişlerdir. Çünkü toplum çıkarlarını ve kişisel çıkarları başkalarının davranışlarını düzenleme olarak değerlendiren ve öyle uygulayan kavramlar bu türü tartışmaları kaldıramaz. Oysa ahlak bir kuvvet dengesidir. Eğer akıl, beynin fonksiyonuysa ve Tanrı en mükemmel beyni insanoğluna vermişse, onun kullanabileceği en büyük güç akıldır ve akıl mutlaka kuvvetle tamamlanmalıdır. Çünkü her türlü ahlak ve normatif düzen kuvvet üzerine kurulmuştur. Ahlakın her hükmü değişebilir fakat ahlakın akılcı bir uzlaşmaya dayandığı ve ancak kuvvetle ayakta durabileceği gerçeği değişmez.

Ahlak toplumla ilgilidir. Erdemler ise kişiseldir. Ahlakla erdemler arasında bireyle toplum arasındaki ilişki, iletişim vardır. Kişinin içinde bulunduğu büyük ve küçük toplulukca benimsenen ahlak, erdemleri yönlendirmede bir ölçüde etkiliyse de genelde topluluğu, toplumu oluşturan kişilerin erdemleri, ahlakı biçimlendirip yönlendirmede daha tekilidir. Bir başka deyişle, belirli bir topluluğu ve giderek toplumu oluşturan kişilerin erdemleri ne kadar yüksekse o topluluğun veya toplumun ahlak değerleri de o ölçüde ileridedir.

Masonluk topluluğu üyelerinde yüksek erdemler arar ve onları bünyesine aldıktan sonra bu erdemleri daha da geliştirmeyi öngörür. Mavi localarda başlayan bu çaba, felsefi derecelerde daha da gelişerek, 15. Dereceden itibaren Şövalyelik olarak adlandırılan bir çerçeveye oturur.

Felsefi dereceler Masonluğun köklerini eski Tapınakçılar ve Gül Haç Şövalyelerinin bugün kaybolmuş kurumlarında eylem ve düşüncelerinde arar, çağdaş Masonluğu o kurumların ilke ve erdemlerini yaşatan günümüz uzantısı olarak görür. Bu yaklaşım, Masonluğun diğer yaklaşımları gibi, alegorik ölçüler içinde değerlendirilmeli, biçimden soyutlanarak içeriğine bakılmalıdır.

İçeriğe bakıldığında şövalyeliği niteleyen dokuz erdem ile bu erdemlerin yaşatılması ve yaşama geçirilmesi uğrunda etkinlik içinde olan eylemci bir kişiliği buluruz.
Şövalyeliğin dokuz erdemi olan :  temiz kalplilik, korkusuzluk, gönül yüceliği, esirgemezlik, dayanıklılık, bağlılık, gönül tokluğu, yiğitlik ve yurtseverlik, aynı zamanda Mason olarak tanımlanan üstün nitelikli insanda bulunması gereken erdemlerden bazılarıdır. İdeal olan “Mason” olma yolunda olanlar benliklerindeki bu erdemleri geliştirmekle yükümlüdürler. Diğer yandan ahlak denilen toplumsal olguyu daha da ileri ve yukarıya taşımak la da görevli olunması sebebiyle bu erdemleri önce kendi içinde sonra da topluma yayabilmek için etkin bir çaba ve dışa dönük bir eylem içinde olmak gereklidir.


2. MASONLUKTA İNANÇ, TANRISALLIK, OLGUNLAŞMA; MÜKEMMELLİK KAVRAMLARI VE HAKİKAT ARAYIŞI


Masonluk, Yüce Yaradana dinlerce verilenlerden farklı ve her derecesinde ayrı bir ad vererek inançla ilgili yaklaşımını ve onun sınırlarını belirlemektedir. Masonluk hiçbir inancı ve dini inkar etmemekte dinler ve inanç açısından, ana ilke ve felsefesine uygun bütün insanlar ve insanlığı kucaklayıcı, uzlaştırıcı ve birleştirici tutumunu ortaya koymaktadır. Bu tutumu, Masonik kavramlarla değil de yaklaşımla ilgili olduğundan 4. Başlık altında “evrensellik” bölümünde daha ayrıntılı değineceğim.

O halde Masonluğun inanç konusundaki bu taraf tutmaz yaklaşımının ötesinde kavramsal alamda bir savı yok mudur?

Masonluğun bazı obediyansları Masonluğa bir deist agnostik düşünce tarzını yakıştırmakla birlikte, eski Masonların geleneklerini yaşatan ve çağdaş dünyada en büyük desteği bulan obediyanslar Masonluğun tanrıya inancı ön planda tutan teist bir yapıda olması gerektiğini savunmaktadır.

Masonluk, efsaneleri ve ritüellerinde tek tanrıya inancı getiren ilk din olan Yahudiliğin oluşumu ile ilgili ögeleri içermekteyse de inanç felsefesi ve Tanrıya ulaşım açısından bu ve diğer gelişmiş dinlerin tümünün sentezini içeren bir kavramsal yağıyı sergilemektedir.

Masonlukta her derecede ayrı bir isim verilen Tanrı son ve mutlak hakikat, bütün nurların doğduğu ve sonra ona döndüğü en büyük nur olarak simgelenir. Aynı zamanda bilgiyi de simgeleyen nur, Masonlukta Tanrının ve tanrısal olan bütün kavramların simgesidir. Masonlukta bilginin arayışı ve Tanrının arayışı aynı simgeyle “ışığın arayışı” ile simgelenmektedir. Bu mantığın doğal sonucu olarak, en büyük nurla simgelenen tanrı, aynı zamanda en büyük bilgi, yani son ve mutlak hakikat olarak da tanımlanmaktadır. Bir zamanlar insanların sahip olduğu bu son ve gerçek hakikatin bilgisi insanların kötülüğe, hırsa ve haksızlığa yönelmesi sonucunda kaybolmuştur, onun tekrar bulunması Masonların çabası sonucu gerçekleşecektir. Bu çabanın sonucu yolunda Mason’un /insanın en büyük yardımcısı Akıl ve Hikmet/Bilgelik’tir.

Bu sembolik anlatımın üzerinde durulması gereken önemli konulardan biri hakikatin bilgisinin arayışı değil onun
tekrar bulunması arayışıdır. İnsan bu bilgilere sahip iken yani tanrıya yakınken bunu kaybetmiştir. Şimdi o kaybettiği bilgiyi aramakta ve tekrar tanrıya dönme çabası içindedir.

Bu, Tanrısal olan ruhun dünyevi olan can ve bedenle birleşmesinden müteşekkil insanın kendi içine dönerek kendi derinliklerindeki tanrısal varlığın, ruhun sesini dinlemesiyle kaybolmuş olan bilgiyi, tanrısal gerçeği, çok yakında kendi içinde bulacağı değerlendirmesidir.

Masonik inanç felsefesini tanımlayan “hakikatin arayışı” sembolizması içeriğinde üzerinde durulması gereken diğer önemli konu ise Masonun /insanın bu arayışında en önemli yardımcısının Aklı ve Hikmet olduğudur. Bu Masonik inanç felsefesinin belki de en önemli öğesidir. Çünkü bu arayışta Mason, insanüstü/dışı bütün öğe ve yardımlardan sıyrılarak kendi akıl ve bilgeliğiyle yönlendirilmekte, sınırlanmakta veya tam tersine insan aklı ve bilgeliğinin her şeyin üstündeki gücü ve sınırsızlığı anlatılmaktadır.

Akıl, kas gücü gibi bir bedensel yetenektir. Önemli olan onun nasıl kullanılacağıdır. Bilgelik (Hikmet) olmadan akıl kendisinden bekleneni yani hakikat arayışını gerçekleştiremez. Bilgelik, insanın edindiği bilgi ve erdemlerin birleşimiyle ulaştığı olgunluk düzeyidir. Bilgelik, insanın yaşamı boyunca kendi çabasıyla geliştirebileceği bir niteliktir. Bir insan bilgelik açısından ne kadar ilerideyse sahip olduğu akıl gücünü o kadar etkin kullanabilir. Akıl bedenle ve bu dünyayla ilgilidir dolayısıyla sınırlıdır ve fakat hikmet ruhla ilgilidir ve tanrısaldır, tanrısal olduğu için de sınırsızdır.

Aklı kullanana bilgelik, bilgi ve erdemler edinerek olgunlaşma yoluyla ulaşılan düzeydir. Bilgeliğin son kademesi mükemmelliktir ve bu ancak Tanrıya aittir. İnsan mükemmellik yolunda ne kadar ilerlerse Tanrıya o kadar yaklaşır, mutlak hakikate ulaşma yolunda o kadar ileriye gider.

Mükemmellik insan tarafından hiç ulaşılamayacak bir ideal olduğundan ve bu yolda ilerleme ancak olgunlaşma ile mümkün olabileceğinden dolayı Mason için olgunlaşma hiç sonu ve sınırı olmayan sürekli bir çabadır.

Şimdiyi dek anlattığım ve aktardıklarımdan anlaşıldığı kadarıyla Masonluk inancın “Moral” yönüyle ilgilidir ve bütün dinlerin ortak olarak insanlara telkin ettikleri moral değerlerin edinilmesi yoluyla Tanrıya yaklaşılacağı savını kendi üslubuyla tekrarlar. Ama dinlerin bir de mistik boyutu vardır. Mistisizm dinlerin içeriğindeki gizemci yaklaşımlardır. Burada alegorik anlatımlar ve derinlik vardır. Yaratılışın sırları ve Tanrının nitelikleri sembollerle gizlenerek ancak onları araştırmaya isteği ve yeteneği olanlara açılmaktadır. Sıradan insanlarda Tanrıdan korku şeklindeki dine ve moraliteye yöneltici güdü, mistisizmde Tanrı sevgisi şekline dönüşmektedir.

Her şeyden evvel vurgulanmalıdır ki, Masonluk bütün dinleri saygıya değer bulur ve onların bütün içeriğine ve yaklaşımlarına Tanrıya inanç geneli içinde saygıyla yaklaşır ve hiçbir durumda dinlerin yerine geçmeyi ve onlarla rekabet içinde olmayı düşünmez.

Bu saptamanın nedeni, aşağıdaki ifadenin dinlerle Masonluğu karşılaştırma amacıyla değil de, Masonluğun inanç felsefesi skalasında nerede sınırlandığını belirlemek amacıyla yazıldığını vurgulamaktır.

Dinler Tanrı ile ilgilidir, Tanrının gözüyle insana bakarlar. Masonluk ise insanla ilgilidir, insanın gözü ile Tanrıya bakar. Masonluğun da bir mistik yönü vardır ve Tanrıyı kırdaki çiçekten evrenin ötesine kadar olan büyüklükte aramak yerine insanın kendi içinde, kendi ruhunun derinliklerinde aramaya yönelmiştir. Bu nedenle, Masonlukta önde gelen insan sevgisidir. Masonik mistisizm insanı ruhundaki tanrısal yansımayla görür ve sever. Aşıladığı insan sevgisi de bu sevgidir. Başka bir deyişle, dinsel mistisizmde doğrudan Tanrıya yöneltilen sevgi, Masonik mistisizmde insan ruhu aracılığıyla Tanrıya yöneltilmektedir.


3. MASONLUKTA TOPLUMSAL KAVRAMLAR: ÖZGÜRLÜK, ADALET VE TOLERANS


Masonluk ve onun sınırları tartışmasının kavramsal içeriği çerçevesinde üçüncü aşama olan özgürlük, adalet ve tolerans kavramlarına eğildiğimizde, özgürlük ve adaletin düşünsel Masonluk tarihi boyunca bir bayrak gibi taşındığını görürüz.

3.1. Masonlukta Özgürlük Kavramı ve Sınırları

Özgürlük kavramı, Eylemsel Masonluktan beri Mason kimliği ile özdeşleşmiştir. [HÜRMASON]. Hürmasonluk, düşünsel Masonluğun temeli olan eylemsel Mason localarını diğerlerinden ayırt etmek için kullanılan tanımlayıcı bir isim olmuştur. Geçmişteki kökleri oluşturan bu Mason localarının mesleki yeteneklerini özgürlüklerini ve bağımsızlıklarını korumak için kullanmış olmaları, özgürlük ve bağımsızlığı ülkü ve amaçlarını gerçekleştirme yolunda ön koşul olarak görmelerinden kaynaklanmıştır.

Ortaçağdaki eylemsel Mason localarının bu kadar değer verdiği özgürlük nasıl bir özgürlüktü? Bu özgürlük, düşünsel Masonluğun 18/19.yy.da ateşli biçimde savunduğu ve halen savunmakta olduğu insanların ve insanlığın evrensel özgürlüğü değildi. Bu özgürlük kapalı bir topluluk olarak Mason localarının ve onun üyesi duvarcı ustalarının derebeylere kul olmama ve kısıtlanmadan seyahat etme özgürlüğüydü.

Özgürlük gibi yüce bir kavramı böylesine dar kapsamlı ve öz çıkarcı olarak kullandıkları için ataları kınamak yerinde olmayacaktır. Çünkü, onların gözettikleri insanlığın değil localarının yüceltip yaşatılmasıydı, Masonluk o zamanda henüz insanlığa hizmete soyunmuş evrensel bir Kardeşlik değil birbirinden bağımsız localar içeriğinde çalışan kapalı bir meslek örgütüydü. Yine o günün baskıcı skolastik dinci-feodal toplumuna böylesine ters düşecek “devrimci” hatta o devir için “anarşist” bile kabul edilebilecek görüşleri açıkça ortaya koymak Masonluğun intiharı demek olurdu.

Özgürlük kavramına bu kısıtlı yaklaşımdan 18.yy.ın heyecanı içinde Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik sloganını bayrak yapıp yücelten düşünsel Masonluğa kadar yaşanmış olan değişim, Batı toplumunun düşünsel ve siyasal alamda geçirdiği evrimle paraleldir. O halde, Masonluğun özgürlük kavramına yaklaşımı, bu alandaki toplumsal hareketlerle uyumlu, belki de onlardan olsa olsa bir adım ilerisindedir denilebilir. Gerçekten de Fransız Devrimi, Amerikan Devrimi ve İnsan Hakları Bildirgesiyle ilgili olarak her biri Mason olan, dönemin önde gelen düşünce ve siyaset adamlarının katkıları insan hakları ve özgürlükleri konusunda o çağ ve yörelerin insanlarının genel eğilim ve beklentileriyle uyumlu olmuştur. 19 ve 20.yy.da Batı dünyasında gelişen demokrasi düşüncesi de Masonluk tarafından desteklenmiştir. Bünyesinde aristokratların çoğunlukta olduğu ve törenci elitist yapısına karşın Masonluğun demokrasi düşüncesini desteklemesi, özgürlük düşüncesini ne kadar benimsemiş olduğunun da bir göstergesidir.

Çağdaş Masonluğun savunduğu özgürlüğün boyutu, niteliği nedir; sınırı nerede çizilir?

Eylemsel özgürlüklere Masonluğun yaklaşımı çağdaş batılı demokrasilerin yaklaşımıyla özdeştir.

Birey diğer bireylere ve topluma ait hak ve özgürlükleri rencide etmediği ölçüde davranış ve eylemlerinde özgürdür. Yalnız felsefe ve inancı ile ilgili olarak yaşam biçimini seçmekte birey, topluma rağmen özgür tutulmuştur. Bu, bireyin içinde bulunduğu toplumun çoğunluğunun  sahip olduğu inançtan farklı inanca sahip olma özgürlüğünü vurgulamak için konulmuştur. Bu yaklaşımın sınırı, dinsel ve felsefi inançlar alet edilerek özgürlüklerin kötüye kullanılmamasıdır.

Eylem özgürlüğü ile ilgili yukarıdaki sınırlamalardan sonra düşünce özgürlüğüne bakıldığında, ilk göze çarpan Masonlukta düşünceyi kısıtlayan hiçbir sınırlamanın bulunmadığıdır. Masonluk, hakikatin arayışında üyelerini düşünce açısından kısıtlamaz. Ancak, Hürmasonluğun ana ilkelerinden olan “
Masonluk, Evrenin Ulu Mimarı dediği Yüce Varlığa ve Ruhun Ölmezliğine inanır” hükmü ile düşünce ve inanç özgürlüğünün sınırı çizilmekte olup, Mason kimliğini alacak kişinin bu düşünce ve inanç yapısında olması ön koşul olarak ortaya koyulmaktadır. Ayrıca Tekris Töreninde her adaydan inancının bu doğrultuda olduğunu beyan etmesi istenmektedir. O halde, masonlukta düşünce, bu genel sınırlamayla yönlendirilerek özgür bırakılmıştır denilebilir.


3.2. Masonlukta Adalet Kavramı ve Sınırları


Masonluk, Çırak derecesinden itibaren belirli erdemlerin geliştirilmesi yolunda çaba göstermeyi gerektirir. Bu erdemlerin içinde ön sırada gelenlerden biri Adalettir. Adalet, kavram olarak tanrısaldır ve iyilik gibi Tanrıdan kaynaklanır ve insana gene kaynağı Tanrı olan ve ölümsüz olan ruhu aracılığıyla aktarılır. Adalet, diğer tanrısal erdemler gibi insan doğasında vardır, önemli olan insanın iç benliğindeki bu erdemlere ve bu arada adalete ulaşmanın yolunu bulabilmesidir. Masonluk, insana bu yolu bulabilecek bilgeliği aşılamayı amaçlamaktadır.

Masonluğun adalete yaklaşımına ve sınırlarına eğilirsek şöyle bir görüntüyle karşılaşabiliriz;

a)   Masonluk, insan ruhundaki tanrısal adalet olan Vicdanın insan benliğine egemen olabilmesi için gerekli olan olgunluk ve bilgeliğe kişiyi ulaştırmayı amaçlar. Ancak bu amacını gerçekleştirmesi, insan ruhundaki tanrısal nitelikler gibi, insan benliğinde kaçınılmaz olarak var olan zayıflık ve eksiklikler tarafından engellenir. O halde adalete tam ve eksiksiz olarak ulaşabilmek için yalnız insan vicdanına güvenilmez.
b)   Masonluk ülkenin kural ve yasalarına saygıyı öğütler, üyelerini onlara uymakla zorunlu tutar ve onları bu yolda yeminle bağlar. O halde her Mason, vicdanının ötesinde ülkesinin yasalarına uymakla yükümlüdür. Bu yasalardan bazılarını vicdan açısından adil bulmasa bile, onları değiştirme doğrultusunda yasal çaba gösterme hakkını saklı tutarak, onlara uymayı kabul etmiştir.
c)   Gerek vicdan gerek pozitif hukuku yoluyla veya her ikisiyle birlikte adalete ulaşabilmenin yolu özgürlükten geçer. Özgürlüklerin bulunmadığı ortamlarda özgür olmayan bir insan adaletin gerçekleşmesini sağlayamaz. O halde adalete olaşabilmek için her şeyden evvel kişinin düşüncede ve eylemde özgür olduğu bir toplum düzenini sağlamak şarttır

Ancak adaletin hüküm sürmesi için, bunu dağıtacak olan kimsenin, kendi iç benliğinde özgür olması gerekir. İnsanı baskı altında tutan, belirli tarzda hüküm vermeye onu zorlayan etkiler yalnız dıştan gelenler değildir. İnsan önceden edinilmiş fikirlerin sempati veya antipatilerin, dostluk veya düşmanlıkların, sevgi veya kinlerin, zekâ derecesinin ve kendisine aşılanmış olan kültürün etkisinde kalabilir ve bu etkenler onun adaletten ayrılmasına neden olabilir. Adaleti dağıtan insanın kendi benliğindeki bu etkilerin baskısından sıyrılarak tam olarak özgür ve bağımsız olabilmesi bir Masonik ideal olduğu kadar bir insanlık idealidir ve ne yazık ki tam olarak gerçekleşmesi mümkün değildir. Ancak bu ideale yaklaşmak düşüncenin ve inancın özgürce oluştuğu ve tartışıldığı bir toplumda olanaklıdır. Bu nedenle, Masonluk, pek çok şey için olduğu gibi adaletin gerçekleşebilmesi için de özgür bir toplum düzeninin ön koşul olarak görür ve savunur.



3.3. Masonlukta Tolerans Kavramı ve Sınırları


Masonlukta tolerans kavramı belki de en dikkatli yorumlanması sınırları büyük bir titizlikle belirlenmesi gereken kavramdır. Masonik toleransın gerek tanımında gerekse de sınırlarının belirlenmesinde yapılacak hatalar Masonluğu çok farklı ve istenmeyen doğrultulara doğru yönlendirilebilir.

Masonluğun temel ve en önemli ilkelerinden biri olan tolerans Masonik kapsamıyla nasıl yorumlanmalı ve sınırları nasıl çizilmelidir?

Her şeyden evvel, Masonik tolerans kavramına bir tanım getirerek genel olarak sınırlarını belirlemek gerekir.

Masonik Tolerans her türlü hatanın affını gerektirmez. Umursamazlıktan ya da sorumsuzluktan kaynaklanan hataların karşılıksız kalması Masonik Tolerans değildir.

Bilgisizlikten kaynaklanan hataların hoş görülmesi, bu hataların tekrarlanmasını sağlayacak bilgilerin hatayı yapana aktarılması kaydıyla Masonik Tolerans kapsamına girer.

Farkı görüşlerin sabır ve dikkatle dinlenerek, tarafsızlıkla değerlendirilmesi Masonik Tolerans gereğidir.

Gençlikten yeterli olgunluğa erişmemiş olmaktan asabi yapıdan veya sahip olunan statüyü hazmedememişlikten kaynaklanan sert tutum ve çıkışları yumuşaklık ve olgunlukla karşıalyıp soğukkanlılıkla cevaplandırmak Masonik Tolerans gereğidir.

Bu ana sınır çizgileriyle belirlenen Masonik Toleransa baktığımızda , Masonik Toleransın Masonluğun önemli iki başka ilkesiyle doğrudan ilişkili olduğunu görürüz. Bunlar insan sevgisi  ve hakikat arayışıdır.

Masonik Tolerans’ın insan sevgisiyle ilgili yanı bilgisizlikten kaynaklanan hatalar ile sert tutum ve davranışların hoşgörü ve olgunlukla karşılanması ve bu tavırla o kişilere sevgiyle dolu bir insanlık dersi verilmesi yaklaşımıdır. Bu yaklaşım, insanlık sevgisi taşıyan olgun bir Mason’un çevresine örnek olacak sevgi ve bilgelik mesajlarını taşır ve toplumun manevi değerler açısından yüceltilmesini öngören Masonluk misyonunun yerine getirilmesine katkıda bulunur.

Masonik Toleransın hakikat arayışı ile ilgili yanı şimdiye kadar bilene ve inanılanlara aykırı dahi olsa her türlü görüş ve düşüncenin sabırla dinlenmesi ve dikkatle değerlendirilmesi yaklaşımıdır. Masonik Tolerans, bu boyutuyla Mason’un bağnazlıktan uzak, her türlü yeni görüşe ve düşünceye açık olması ilkesini gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır. Hakikatin arayışı çabasında ileriye doğru bir adım atabilmenin en önemli koşulu da zaten bu açık fikirliliğe ulaşmış olmak değil midir?



II- MASONİK YAKLAŞIMLAR

4. MASONLUĞUN EVRENSELLİĞİ, ÇAĞDAŞLIĞI, BENİMSENMİŞLİĞİ, YAYGINLIĞI VE YAŞAM GÜCÜ

4.1. Masonluğun Evrenselliği ve Benimsenmişliği


Evrensellik; herhangi bir ürün, davranış biçimi ya da düşüncenin dünya üzerindeki insanların büyükçe bir kısmı tarafından kabul görmesi, benimsenmesi anlamına gelir.

Evrenin dünyamız dışındaki büyük uzantılarında yaşıyor olabilecek zeki varlıklara ulaşmamış –şu an için- olanaklı olmadığına göre evrensellik günümüzde globalizm anlamını taşmımakta ve gerçekten de bu adla anılmaktadır. Globalizm kavramı evrensellik kadar geniş kapsamlı ideali içermemekte olup daha pragmatik ve gerçekçi boyutta kalmaktadır.

Globalizm bir dünya toplumu kavramının tek bir sözcükle tanımlanmasıdır.

Düşünsel Masonluk her ne kadar sembolizminde Doğu mistisizminden öğeler taşıyor olsa da öz olarak Avrupa Aydınlanma Dönemi akılcılığından aldığı esinle şekillenmiş, bayı düşünce okullarının bir ürünüdür.
Mesajı “Evrenseldir” yaklaşımı “Batılı”dır.

Masonluğun evrensel mesajı; insanların Kardeşliği, insanlar arasındaki sevgi, barış ve adaletin sağlanması, insanlarda dürüstlük, cesaret, şefkat gibi erdemlerin oluşturulması olarak özetlenebilecek, dinler ile erdemleri gerçekleştirmeye yönelik diğer mistik, ezoterik veya açık mezhepler veya Kardeşlik cemiyetlerince de desteklenen bir içeriğe sahiptir. Masonlukta diğerleri arasındaki sembolizma ve anlatım farklılığı, mesajın içeriğini değiştirmez. Masonluğun bunlardan ayrıldığı en önemli nokta, Masonluğun insan merkezli, diğerlerinin Tanrı merkezli olmasıdır. Masonluk Kartezyen bir rasyonalizmle üyelerini ve zamanla insanlığı hakikatin arayışına yöneltirken onlara akıl ve hikmeti rehber kılmıştır. Bu akıl insan aklıdır ve gerçeğin araştırılması yolundaki en etkili araçtır. Akıl ve hikmeti kullanarak ve yalnız ona güvenerek gerçeğe ulaşmak olanaklıdır. Diğerleri ise aklın önüne inancı koyarak skolastik bir niteliğe bürünmüş, hakikati tanrısal mesajın yorumunda aramışlardır.

Masonluğun, tanrıya inancı korumakla birlikte, bu insan merkezli yaklaşımı onu Batılı olarak tanımladığımız düşünce yapısının bir kurumu durumuna getirmiş, evrenselliğini ve benimsenmişliğini bu ölçüyle sınırlandırmıştır.



4.2. Masonluğun Çağdaşlığı


Çağdaşlık nedir?

Yaşadığımız çağı yakalamak mı? Yoksa çağımızın geçmişleri aşmasını sağlamak için katkıda bulunmak mı? Veya önümüzdeki çağı şekillendirmede etkili olacak adımları atmak mı?

Çağdaşlık bunların tümüdür. Çağdaşlık bir çizgi değil, belirli derinliği olan bir cephedir. Bu cephe derinliğinin içine düşen tüm kişi ve kurumlar farklı ölçülerde olmak üzere çağdaştırlar.

Bu cephenin en gerisinde olanlar geçmişle çağın ilişkisini kuranlar, ortasındakiler çağı yaşayanlar, ileridekiler ise çağdan esin alarak gelecek çağı hazırlayanlardır.

Bu cephede Masonluk nerededir?

Her yerde… Hem geçmişte, hem bugünde hem de gelecekte. Masonluğun kurumsal yapısı onu çağlar ötesine taşıyabilecek sağlamlığa esnekliğe ve kapsayıcılığa sahiptir. Masonluğun zaman içinde gözden geçirilmesi, reforme edilip çağa uydurulması söz konusu değildir. Masonluk zamanın ötesindedir. Çağın Masonluğu değil Masonluğun çağı şekillendirmesi esastır. Masonluk bu görevi üyeleri aracılığıyla yerine getirecektir. Çağı Masonluk ilkelerine göre şekillendirme görevi Masonlara verilmiş bir görevdir. Mason, gerçek görev yeri olan harici alem için eğitilir. Geleneklerle örülmüş, sembolik – ezoterik bir öğreti görüntüsünü veren Masonluğun içeriğindeki çağlar aşırı mesajlarını algılayarak onları çağı şekillendirmek için kullanacak olan Masonlardır. O halde çağdaş olup olmadığı, çağdaşsa çağdaşlığın neresinde olduğu tartışılacak olan Masonluk değil Masonlardır ve onların Masonluğu yorumlayışıdır.

Bu çalışmada yalnız muntazam Masonluktan söz edildiğini hatırlatarak şunu söylemek olanaklıdır. Her Mason’un ayrıntılarda Masonluğa kişisel yorumlarını katması ve bu yaklaşımlarıyla onu zenginleştirmesi doğaldır. Hatta doğalın ötesinde, bu yorumlama her Masonun görevidir ve yapılmalıdır. Masonluğun mesajlarında çağın gereksinimlerine yönelik olanları ancak bu yorumlama ile algılamak olanaklıdır.

İnsanların özgür oldukları tutsak edilemeyecekleri akıl ve hikmetin en büyük yol gösterici olduğu, aklın yardımı ile hikmete ancak hür düşünce ile ulaşılabileceği, hakikatin arayışının hiç bitmeyeceği ve bu arayışın hiç durmadan sürmesi gerektiği toplum yaşamının önde gelen öğesinin insan sevgisi olduğu ve bu sevginin hoşgörü, barış ve adalete dayandığı buna rağmen doğru olanı gerçekleştirmenin mücadelesiz olamayacağı insanın doğru olanı yapmak doğrultusunda sürekli bir eylem içinde olması ve bu yapıcı eylemini sürdürürken aynı zamanda yıkıcı yok edici güçlere karşı da savaşını sürdürmeye hazır olması gerektiği, Masonluğun verdiği çağdaşlığı ve evrenselliği tartışılmayacak mesajlardır.

Peki masonlar çağdaş mıdır? Buna kısa bir yanıt vermek aşırı basitleştirme olur. Bir kısım Mason, çağın gereklerini yadsımamakla birlikte, Masonluğu eskiyle geleneklerle bir bağ olarak yorumluyor olabilir ki bunlar çağdaşlık cephesinde en geridekilerdir.

Bir kısmı, çağın gereklerine ayak uydurma gayreti içindedir. Localardaki çalışmalar olsun diğer etkinlikler olsun hep güncel olanlara ilişkilidir, çağdaş toplumun sorunlarını Masonik düşüncenin bakış açısından değerlendirip çözüm yolları önerme gayreti içindedir.

Bir de en önde durup ileriye bakanlar vardır. Bunlar şimdiki toplumun gidişini değerlendirerek geleceğin daha iyi olmasını sağlayacak çözümler önerme gayreti içindedirler.

Bu üç yaklaşım da Masonluğun yapısıyla bağdaşan yaklaşımlardır ve bu nedenle Masoniktir. Statükoyu korumak, hiçbir şeyi değiştirmeden aynen ve ısrarla eskiyi yaşatma tutuculuğu veya eskiyi geri getirme bağnazlığı akılcılıkla bağdaşmayan bir skolastisizmin ürünüdür ki, akıl ve hikmet ışığında hakikati arama ilkesiyle çeliştiği için Masonik değildir.

Özetle, çağdaşlığın tekdüze bir düşünce biçimi olmadığını kendi içinde derinliği bulunduğunu ve bu derinliğin her noktasının Masonik düşünce ile bağdaştığını ancak bunun dışındaki ısrarlı bir tutuculuk ve bağnaz bir dogmatizmin Masonluğun en temel ilkeleriyle çeliştiğini bu nedenle bu doğrultudaki düşünce ve davranışların Masonik olmadığını belirterek, Masonluğun çağlar aşan mesajlarını algılayıp taşıyacak olan Mason Locası kimliğindeki tüzel kişiliklerin veya Masonların çağdaş olmak zorunda olduğu sonucuna varılır.



4.3. Masonluğun Yaygınlığı ve Yaşam Gücü


Günümüze baktığımızda Masonluk şöyle bir görüntü veriyor. 18 ve 19.yy.da toplumsal reformasyonu sağlayacak bir düşünce okulu ve akılcılıktan güç alan bir ahlak sistemi olarak yeni bir dünyanın kapısını açmada etkili bir anahtar gibi görülen Masonluk, bu günlerde kendisine yüklenmiş olan bu misyondan büyük ölçüde uzaklaşmış görüntüsü vermektedir. Bunun çeşitli nedenler var.

Birincisi, Spekülatif Masonluğun kurulduğu 1717’den günümüze kadar geçen 292 yılda dünya değişmiştir. Kilisenin /Katolik Kilisesi/ etkisi büyük ölçüde azalmış, İslam ve Yahudilik, köktenci akımlarını bir kenara bırakırsak, kurumsal olarak Masonluğa cephe almamıştır. Bu durumda, toplumu yönlendirme gayreti içinde olan tutucu din kurumları karşısında akılcığı ve aydınlığı savunan bir hareket olarak Masonluğa gerek kalmamıştır (!). İkinci olarak, toplumsal reformun önemli bir alt yapısı olarak Masonluğun desteklediği “insan hakları” büyük bölümü Mason olan düşünür ve devlet adamlarının gayreti ile bir “Evrensel Bildiri” durumuna dönüşmüş ve dünyanın büyük bir kısmı tarafından kabul edilmiştir.

Demokrasiyle yönetilen dünyanın karşısındaki Doğu Bloku çökmüş ve yeni kurulan devletler Batı tipi Demokrasiyi benimsemişlerdir. Böylece Masonluğun kitlesel reformasyona yönelik bu ülküsü de büyük ölçüde gerçekleşmiştir.

Günümüzdeki gelişmelere göz atarsak, teknoloji ilerlemiş, ama nüfus kontrolü sağlanamamıştır. Avrupa’da artık ırkçı-faşist düşüncedeki partiler yine yüksek oylar almaya başlamıştır. Tüm dünyada bir refah sağlanamamıştır.

Öyleyse “Masonluğun desteklediği değerlere evrensel olarak sahip çıkılıyor, Masonluğun bunları yaşatmaya çaba göstermesi artık gerekli değildir” denilebilir mi?

Masonluk, bugün yaklaşık olarak 7 milyonluk bir Kardeşlik topluluğudur. Bunun yaklaşık %90nı Avrupa ve Amerika’dadır. %75 ise ABD ve Birleşik Krallıktadır. Masonluk çok büyük bir bölümü dünyanın önde gelen 5 ülkesinin (ABD, Birleşik Krallık, Fransa, Almanya, Kanada) sınırları içinde ve bu ülkelerin vatandaşlarından oluşan Kardeşlerin çoğunlukta olduğu bir Batı Dünyası kurumu niteliğindedir. Bu 5 batılı devlet dünya toplumunun sorunlarının en az hissedildiği ancak bunlara çözümlerin oluşturulup uygulanması açısından en etkili devletlerdir.

Masonluğu oluşturan Kardeşlerin sosyal durumuna bakıldığında, ABD ve İngiltere’de bir miktar işçi, esnaf, polis, küçük devlet memuru Masonların bulunduğu görülmekle birlikte, genellikle toplumun gelir ve kültür düzeyi yüksek kişilerinden oluşmaktadır.

Bugünkü haliyle Masonluk yalnız gelişmiş bir Batı Ülkesi Kurumu olmakla kalmayıp aynı zamanda bir seçkin sınıf kurumu niteliğindedir. Seçkinler çoğunlukla içinde bulundukları toplumu etkili biçimde yönlendirebilecek statü ve görevlerde bulunmaktadır.  Ancak bunlar bireyseldir. Çağdaş Masonluğun siyasetten uzak kalma çabasından olsa gerek, örgütlü tutum belirlemek hatta görüş bildirmek bile uzak kalmaktadır. Büyük Loca ve Yüksek Şuranın kurumsal olarak Atatürk devrimlerini desteleyen ve laiklik yanlısı tutumu bu genel eğilimin dışında tutulabilir gözükse de aslında ülkemiz açısından bir aydınlanma devrimi olan Atatürk devrimleri politik sahanın üstünde bir konuma sahip olduğu düşünüldüğünde siyaset ile doğrudan bir bağlantı olmadığı ortaya çıkacaktır.

Dünya masonluğunun ağırlık merkezini oluşturan gelişmiş ülkelerde Mason locaları önemli sayılabilecek kaynaklar elde etmektedir. Bu kaynaklar büyük ölçüde güçsüz ve muhtaçlara daha iyi yaşam koşullarının sağlanabilmesi için kullanılmaktadır.

Özetle, dünyada Masonluğun bugünkü görüntüsü; 18.yy.da üstlenmiş olduğu misyonlardan uzaklaşmakta olduğu bir toplumsal reformasyondan ziyade kişiyi arındırmaya değer veren içe dönük, bir hayır cemaati durumuna dönüşmekte olduğu hakikatin arayışının ise yalnız sembolizmada kaldığı şeklindedir. Değişen Masonluğun kendisi değildir. İlkeleri evrenseldir ve mesajı hiç durmayacak bir çaba ile doğrunun ve güzelin arayışına yöneliktir. Bu arayış, yalnız Masonlar için değil bütün insanlık için mutluluk yuvası olacak bir ülkü mabedi oluşturma amacını taşır ve bu amaç yerine gelinceye kadar da sona ermeyecektir. Mozart’ın müziği Goethe’nin eserleri eskimedikçe Masonluk taptaze kalacaktır. Mutlaka öyle olacaktır. Ama gidiş bu doğrultu da olduğu müddetçe bir Anglosakson iyi ahlak ve hayır kulübü niteliği gittikçe daha baskın hale gelecek ve Batı’nın batısı ve kuzeyinde ağırlıklı olarak yoğunlaşan ve bu merkezden uzaklaştıkça seyrekleşen bir Kardeşlik cemiyeti olması içten bile değildir.  Bu durum Anglosakson dünyada yeni üyeler bulmayı gittikçe zorlaştırdığı da ayrıca değerlendirilmesi gereken bir gerçektir.



5. MASONİK UYGULAMA VE YARARLAR AÇISINDAN MASONLUĞUN YAPISAL SINIRLARI

5.1. Örgütsel Yapı


Çağdaş Masonluğun örgütsel yapılaşması Sembolik Localarda Büyük Locaları altında İskoç Ritinde ise Yüksek Şuralar altında gerçekleşmiştir. Her bir Büyük Loca ve Yükse Şura özerkliğe sahiptir ve kendi hakimiyetlerindeki alanda tek ve hâkim otoritedir. Büyük Localar ve Yüksek Şuralar arasında eşitliğe dayalı iletişim ve etkileşim vardır ve Büyük Localar veya Yüksek Şuralar meclislerinde öncelikten doğan bir duayenlik dışında herhangi bir hiyerarşi yoktur. Büyük Localar arasında İngiltere Büyük Locası, Yüksek Şuralar arasında ise Washington DC deki ana (Charleston) Yüksek Şurası öncelikleri nedeniyle duayen niteliğindedir.

Muntazam Masonluk ilk 3 dereceyi yalnız Büyük Locaların hakim olmasını, bunun üzerindeki derecelerde ise farklı ritlerin bulunabileceğini, bu ritlerin Masonluğun temel ilkeleri ile çelişmedikleri sürece Masonik kabul edileceklerini ve bu ritlerin herhangi birine devam eden Masonların Sembolik Derecelerden uzaklaştırılamayacağını öngörür.

Dünyada en çok üyesi olan rit, Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Ritidir. 1762 ve 1786 yıllarındaki düzenlemeler doğrultusunda oluşturulmuş anayasaya göre EKESR 33 derece üzerinde çalışır. Halen Masonluğun yüksek derecelerinde çalışmakta olan mevcut ritler şu şekildedir.

Fransız Riti (Modern Rit)
Memfis Mizraim Riti
Düzeltilmiş İskoç Riti
Anglosakson Ritleri (Royal Arch ve Mark Mason)
İskandinav Riti
Sembolik Rit
Martinist Rit
14 Dereceli Amerikan Riti (York Riti)

Bunların dışında kurulmuş bulunan ve yaşamamış olan veya Masonik kabul edilmeyen ve Masonluk için çizilmiş bulunan sınırın dışında bırakılmış başka ritlerde olmuştur.

Bu durumda neyin Masonik, neyin Masonik olmadığını belirlemede etkin olan bu sınırın nereden geçtiğinin saptanması önemlidir. Bu sınırı belirleyen sınır taşlarının yeri çok belirgin ve kesin olmamakla birlikte Masonluğu Masonluk dışı olandan ayıran sınır aşağıdaki ilkelerle çizilmektedir.

1.   Çırak, Kalfa ve Üstad derecesinde çalışan belli bir yaşı doldurmuş sakatlığı olmayan erkeklerin üye olduğu Sembolik Localar şeklinde örgütlenmiş veya böyle örgütlenmeye dayanır olmak
2.   1723 tarihinde yayınlanmış Spekülatif Masonluğun Anayasası niteliğinde olan Anderson Anayasası hükümlerine uymak
3.   Çırak, Kalfa ve Üstad derecesindeki örgütlenmenin bağımsız ve muntazam bir Büyük Locadan patent almış olması ve bunun iptal edilmemiş olması
4.   Evrenin Ulu mimarının varlığına ve ruhun ölmezliğine inanmak
5.   Masonluğun yararı ve istifadesi için yeni tüzük yapmak veya olanlar üzerinde düzeltmeler yapmaya yetkili olmakla birlikte Landmarkların korunmasına özen göstermek. 

Masonlukla Masonluk dışı olan arasındaki sınırı belirleyen sınır taşlarının yerinin en belirsiz olduğu bölge Landmarklarla ilgili olan yerdir. Landmark ifadesi ilk kez 1720 yılında İngiltere Birleşki Büyük Locası Büyük Üstadı George Payne tarafından kullanılmıştır. 1720 de hazırlatılan ve 1721 de onaylandıktan sonra 1723 yılında basılan Anderson Anayasasının içeriğine yerleştirilmiş LGT’nin 39. Maddesinde yer alan ve aynı anayasanın 1738 tarihli ikinci revize basımında iki kez söz edilen Landmarkların neler olduğu konusunda bir açıklık yoktur.

Landmark bir inşaatçı deyimidir ve bir arazinin yerinin saptanmasında kullanılan yeri değişmeyen sabit işaretler anlamına gelir. Bir kilise kulesi, ulu bir ağaç, eski bir çeşme gibi önceden arazide bulunan işaretler Landmark olabileceği gibi, bir arazinin sınırlarını işaretlemek amacıyla yerleştirilen köşe taşı, işaret direği gibi sonradan ve sırf bu amaç için kullanılan işaretler de olabilir.

Mesajlarını operatif Masonlardan kalma inşaatçılık deyimleriyle aktarma geleneğini sürdürmekte olan spekülatif Masonların mesleğin sınırlarını belirlemede böyle bir deyim kullanmaları yerindedir. Ancak arazi işaretlerinin neler olduğunun açıklık kazanması da gereklidir. G. Payne bir açıklama getirmemiştir. Bunun iki nedeni olabilir

1.   Masonluğun diğer sembolleri gibi bunu da yoruma akıl ve hikmeti kullanan Masonların idrakine bırakmıştır. Eğer böyleyse Landmarklar zamana göre değişebilir.

2.   Payne, 1720 yılında Landmarklardan söz ederken düşünsel Masonluğun anayasası üzerindeki çalışmalar sürmekteydi, bu nedenle, bu ifadeyle oluşmakta olan anayasanın hükümlerine atıfta bulunmuştu. Bu durumda Masonluğun sınır noktalarının ilk dördü Landmarktır ve beşinci maddede ayrıca landmarklardan söz etmek gereksizdir.

Bu son görüşü bir çok Mason yazar benimsemekle birlikte Masonluk Ansiklopedisinin ilk yazarı Albert Mackey tarafından önerilen 25 maddelik listeye itibar edenler veya başka listeler önerenler de vardır. Özellikle 1758de ABD’de bir landmark patlaması yaşanmış birçok liste yayınlanmış ve bazı Büyük Localar bunları resmen benimsemiş olmakla birlikte Avrupa ve özellikle Anglo-Sakson Masonluğu Landmark beirleme gibi bir eğilime hiçbir zaman girişmemiştir.

Ancak değişebilirliği hakikat arayışı için bir gereklilik olarak kabul eden, dogmatizmden ve skolastisizmden uzak durmaya çalışan düşünsel Masonluğun dogmatik sayılabilecek çok maddeli bir sınırlamayla kendini kısıtlaması mantıklı ve anlamlı gözükmemektedir.  Ancak gene de Masonluk ve Masonluk dışı arasında daha ince bir ayrım yapabilmek için yukarıdaki dört landmarkın dışında başkalarına da gereksinim var ise, bunların;

a.   Çok derinliğine eski ve benimsenmiş
b.   Bu nedenle değişmez ve dolayısıyla
c.    Evrensel
olması şarttır.

Türk Masonluğunda Landmark sözcüğü HKEMBL BLTsinin 1.maddesinde yer almaktadır. Bundan sonra Masonluğun temel ilkeleri on madde olarak belirtilmiştir. Masonluğa girmek üzere başvuran hariciye verilecek talepname içeriğinde de yer alan bu 10 madde TBL yorumuna göre landmarklardır denilebilir. TFKD Tüzüğünde ise Landmark ifadesine değinilmemiştir.



5.2. Global ve Toplumsal Yapı


Önceki bölümde Masonluğun Evrenselliği ve Yaygınlığı altında, toplumsal ve global yapıyı incelemiş ve bu kapsamda Masonluğun yerini incelemeye gayret etmiştir. Bu bölümde yazılanlar orada değinilenleri bir anlamda tamamlayacaktır.

Daha önce de ifade ettiğim gibi, Masonluğun mesajı evrenseldir ve eskiliğine rağmen çağdaştır. Çünkü Masonluk durmayan bir gayretle hakikati arayışı öğütler. Bu arayış, akıl ve hikmetin önderliğinde adalet ve insan sevgisiyle yapılacak bir iştir. Bütün Mason Locaları bu mesajı aynı biçimde yorumlar ve bu ülkünün yerine getirilmesi için yaptıkları çalışmalar büyük ölçüde birbirine benzer.

Localarda yapılan çalışmaları iki ana başlıkta toplayabiliriz.

1.   Tekris edilmiş ve dereceleri yükseltilmiş Masonların çeşitli kademelerde öngörülen öğretilerle Masonik düşünce tarzını ve erdemleri edinebilmesi için yürütülen yalnız ilgili dereceyi kazanmışlara açık ritüelik çalışmalar
2.   Masonluğun bütün insanlık ve insanları kapsayan idealini gerçekleştirebilmek için dış dünyaya yansıyan insani içerikli çalışmalar

İlki Masonluğun içe dönük “ezoterik” yönünü ikincisi ise dışa dönük global ölçüde insani yönünü temsil eder. Her ikisi de ülkeden ülkeye bazı biçimsel değişiklikler içerse de ana ilke ve yaklaşımlar açısından eşdeğerdir. Masonluğun dış dünyaya yönelik çalışmaları her biri bağımsız birer tüzel kişilik olan ulusal Büyük Localar ve Yüksek Şuralar eliyle veya bunların yönlendirmesiyle yapılmaktadır. Mali gücü bulunan Localar da kendileri etkinliklerde bulunabilmekte, daha küçük Localar ise bağımsız olarak belli sayıda öğrenciye eğitim bursları sağlamakta ve hasenat kurumlarına yardımda bulunmaktadır.

Büyük Localar ve Yüksek Şuralar arasındaki ilişki gevşektir ve bağlar ise duayen nitelikteki eski kuruluşlarca ancak Mesleki kurumsal ilkelerin korunması (muntazamlık gibi) ve felsefi yaklaşımlarının yaşatılması amacıyla işletilebilmektedir. Dünya Masonluğu henüz daha ileri bir düzeyde ortak hareketi örgütleyebilecek global ölçekte bir dayanışmayı sağlayabilmiş değildir. Bunun başlıca nedeni, Masonluğun din ve politika konularını tartışmama ilkesiyle ilişkilidir. Toplumsal olaylar karşısında ülkelerin tutumları birbirinden farklı olabileceğinden, her ülkeyi temsil eden Büyük Localar kendi ülkelerinin tutumu doğrultusunda tavır alacağından, birçok uluslar arası ölçekteki konu otomatik olarak siyasal bir nitelik kazanmakta ve geniş bir yorumla Masonluğun ilgi alanı dışına itilmektedir. Bu durum Masonluğun küresel ölçekteki etkinliğini büyük ölçüde sınırlamaktadır.



5.3. Kişisel Yapı


Masonluk bireyi Beden, Can ve Ruh üçlüsünden oluşmuş bir bütün olarak niteler.

Beden dünyasaldır ve maddeden oluşur. Bu nedenle ölümlüdür. Ruh tanrısaldır ve ölmez, her zaman yaşar.  Ölümle bedeni terk eder, ama başak bir âlemde başak bir biçimde yaşamaya devam eder. Can ise, beden ile ruh arasındaki bağdır. Bedeni yaşatır ve ona ruhu algılama yeteneğini verir. Canın yok olmasıyla birlikte ruh bedenden ayrılır ve beden bir ceset olarak dünyada kalır, doğanın değirmeninde ayrışıp gider.

Kişinin bu alegorik tanımı, insan doğasının üç önemli niteliğini bilgece tanımlamaktadır.

1.   BEDEN    = Maddi dünya ve onun maddi varlıkları, zenginlikleri
2.   CAN   = Maddi dünyanın zevklerini hazlarını ve bedensel acılarını algılama yeteneği
3.   RUH   = Sevgi/nefret, adalet/despotluk, bilgelik/bencillik, dostluk/düşmanlık gibi karşıtlıkları yaşatan, bilinç ve bilinçaltını içerip insanın kişiliğini oluşturan büyük yaşam gücü.

Her insan bu üç öğenin etkileşimiyle kimlik kazanır ve yaşamda yönünü bulur. İnsan, ruhunun bilincine vardıkça onun derinliklerindeki değerleri bulup çıkardıkça Masonik ve insanca niteliklere ulaşır.  Ruhunun bilincinde olamayan yalnızca bedeni ve canı ile yaşayan ruhunu yönlendiremez, terbiye edemez. Böyle bir insan beden ve candan oluşmuş hayvan gibidir, ancak ondan daha tehlikelidir; çünkü terbiye edilmemiş insani değerlere yönlendirilmemiş bir ruhun ilkel, içgüdüsel dürtüleriyle kötülüklere daha yatkındır. Bir toplumda bu türden insanlar ne kadar çoksa toplum o kadar ilkel tepkilere, moral çöküntüye, şiddete yakındır.

Masonluk, kişiye ruhunun bilincine varmayı, onun derinliklerindeki değerleri bulun ön plana çıkartmayı ve bunları terbiye edip Mason olarak tanımlanan üstün insan ülküsüne yaklaşma yolunda çaba harcamayı öğretir. Sembolik derecelerde bu doğrultuda temel ve en gerekli öğeler aktarılır.

Masonluğun amacı, kişiyi yücelterek kişi yoluyla toplumu yüksek insani değerlere ulaştırmaktır. Bu nedenle Masonluk kişiyi hedef alır ve öğretisini kişi üzerine yoğunlaştırır. Öğretinin içeriğinde, Masonluğun her derecesinde farklı bir isimle anılan Yüce Yaradana inanç bulunmakla birlikte, yaklaşım olarak, Masonik öğreti sekülerdir. Dinlerin tanım olarak içermek zorunda oldukları dogmatizmden kaçınır bunun yerine insan aklı önderliğinde hakikat arayışını koyar. Hakikati, kaybolan kelime ile sembolize edip bunu da Yüce Yaradan’ın kaybolmuş söylenemeyen adı olarak tanımlayıp dinler üstü bir yaklaşımla ışıkla simgelenen hakikatin tek kaynağı olan Tanrıya ulaşımı öngörür. 

Hakikat arayışında insan aklına önderlik görevi vererek sekülerizmi benimseyen Masonluk, dinlerin mistisizminden de etkilenmiştir. Masonluğun dinlerden benimsemediği yan, skolastik ve dogmatik yaklaşımdır. Ruhban sınıfının ve skolastik yanı ağır basan dinlerin Masonluğa karşı duruşu bu yüzdendir. Katolik kilisesinin aforozu ve diğer dinlerin köktenci hareketlerinin Masonluk karşıtı davranışları, Masonluğun tanrıya yaklaşırken bütün biçimsel sınıflandırmaları reddederek aklı ön plana koymasıdır.

Dinlerin dogmatizmini reddederek Mason kişiliğin rasyonel bir mistisizm denilebilecek bir doğrultuda biçimlendirmeyi öngören Masonik düşünce, kendisini tamamen dogmalardan soyutlayabilmiş midir?

Masonluk ezoterik bir kuruluştur. Ezoterizm demek seçicilik ayrımcılık demektir.

Masonluk ve Masonluk kapsamındaki öğreti herkese açık değildir. Ancak duyarlı bir eleme sürecinden geçenler Masonluğa kabul edilirler. Bazıları için kapı baştan kapalıdır. Kadınlar Masonluğa giremezler. Operatif dönemden taşınarak gelen, dogmatik denilebilecek bu tutum, çağımızda da titizlikle sürdürülerek toplumun yaklaşık yarısını oluşturan kadınlar en başında Masonluk kapsamı dışında bırakılmaktadır. Kadınlara yönelik Localar bulunmakla birlikte, muntazam obediyans bunları muntazam yani Masonik kabul etmemektedir.  Bu tutum sorgulandığında Masonluğun yanıtı şudur; “Masonluğun ilkeleri, ve bunu gerçekleştirme yaklaşımları gizli değildir. Kadın, erkek herkes onları öğrenebilir. Masonluk bundan ayrıca mutluluk duyar. Masonluğun amacı zaten düşünce yaklaşımlarını topluma olabildiğince geniş kesimlere yaymaktır. Masonluğun gizli olan veya ezoterik olan yanı törensel içeriğidir. Bu da eski yöntem ve geleneklere olan saygımız nedeni ile eski biçimiyle yaşatmaya çaba gösterdiğimiz bir yanımızdır. Buna dayanarak Masonluğu kınamak haklı bir davranış olmaz.”

Bu gerekçe yerindedir. Ancak su da eklenebilir, Masonluğun düşünce ve yaklaşımlarını benimseyip yaşama uygulayacak Mason kişilik yapısını oluşturmadaki başarı büyük ölçüde ezoterik törensel içeriğinin zenginliğine ve güzelliğine dayanmaktadır. İnsanı Mason yapan yolda ilerlemeyi özendiren bu yolda çaba harcamaya yönelten bu güzellik ve onun gizemciliğinin çekiciliğidir.

Masonluğun dogmatik olarak nitelendirilebilecek başka bir yanı Evrenin Ulu Mimarına inanç zorunluluğudur. Bu sınırlama ateist düşüncede olan bir kişiyi daha başından Masonluk dışında bırakır. Tanrıya inanç zorunluluğunu benimsemeyen obediyanslar muntazam kabul edilmemektedir. İyiliğin, bilginin ve güzelliğin kaynağı, mutlak hakikatin barındığı yer olarak nitelenen bir büyük yaratıcı güce inanç olmadan, kanımızca Masonik düşünce ve Masonluğun hedefleri dayanaksız kalır. Oswald Wirth’in belirttiği gibi gerçek anlamda Masonik düşünce bir yanında hümanizm diğer yanında teizm bulunan bir terazi gibidir. Tanrının varlığına inancı reddetmemekle birlikte buna değinme ihtiyacını duymadan yürütülecek bir öğretinin tanım olarak gerçek anlamda Masonik olması zordur.

Masonluğun dogmatik olduğu düşünülebilecek yonlerine de değinilerek incelediğimiz Masonluğun kişisel yapısı ve Mason kişiliği aşağıda kısaca belirtilen öğelerle tanımlanan bir moral düşünsel yapıdır.

•   Tanrıya inançlı ancak bu inancı dogmalar ve batıl inançlarla sınırlanmamış, mistik yaklaşıma açık, biçimden çok öze değer veren düşünce yapısında,
•   İnsanları, doğayı  seven, sevgi ve anlayışı en yakın çevresi olan aile çevresinden başlayarak iş çevresine, dost çevresine, Kardeşlik çevresine ve giderek bütün insanlığa uzatabilme yeteneğini taşıyan
•   Düşünen, hiçbir düşünceye körü körüne bağlanmayan, başkalarının düşüncelerine saygılı, eleştiriye açık, demokrasiye inanan, hoşgörülü,
•   Yeniliklere açık, çağdaş – uygar, üretken,
•   Duygu yanı güçlü ancak duygularını açığa vurmada dengeli, alçak gönüllü, içgüdülerini aklıyla dengeleyip dizginleyebilen
•   Adil, vicdanlı, yardımsever, sevdiklerine sadık ve güvenilir.

Görüldüğü gibi,
bir Mason’un kişiliğini tanımlayan yukarıdaki altı maddede belirtilen kişilik yapısı bir üstün insana aittir. Masonluk bir ülküdür ve Masonun önüne koyulan hedefte budur, yani üstün insan olmadır. Bu hedefi benimseyip ona ulaşmaya çaba göstermek bile bir parça olabilmek için yeterlidir.

SONUÇ YERİNE


Masonik sistem merkezinde insan olan, insanı yüceltmek amacıyla, geçmişin hermetik-ezoterik düşüncesinden güç alarak kurulmuş, zamanla eskimeyen sağlam ve evrensel ilkelere dayalı bu nedenle sürekli çağdaş ve ileriye dönük bir düşünce sistemini yaşatan bir Kardeşlik topluluğudur. Masonluk, Evrenin ulu Mimarı adını verdiği tek ve büyük yaradana inancı üyelik için şart sayması ve bu inancı çalışmaları boyunca yaşatma çabası içinde olmasına karşın bütün öğretisini insan aklının özgürlük içinde gerçeği arayışı düşüncesi üzerine kurmuştur. Bu düşünce yapısı, Masonluğa, bir ahlak sistemi olarak büyük ölçüde hümanist bir doğrultu çizmiştir. Masonluğu insan boyutlu olarak görmek yerinde olur. Masonluğun insan perspektifi “Kamil İnsan” ya da “Mason” denilen üstün insan perspektifidir. Bu nedenle akıl, bilgelik ve güzellik doludur. Bütün insanları ve insanlığı kucaklayan bir sevgi mesajı taşır.

Masonik sistemin uzanımı insanın bedini ve düşüncesiyle uzanabileceği bütün sınırları kapsar. İnsanın olduğu her yerde Masonluk vardır ve insan düşüncesinin ulaştığı her boyuta Masonluk da ulaşır.

Masonik sistemin hedefi kişi olarak insandır. Masonluk bütün eğitici yönlendirici gücünü kişi üzerinde yoğunlaştırmıştır. Masonluğun toplumsal kurumlar üzerinde öngörümleri yoktur. Kendisini Mason düzeyine ulaştırabilmiş insanların sayısının artacağı toplumlarda sevgi adalet, bilgi ve bilgelik üzerine kurulu toplum düzenlerinin gittikçe daha büyük güçle egemen olacağının ve bu değerin bütün insanlığa yayılacağının bilincini taşır ve bunu amaçlar ancak bunun yol ve yöntemlerini formel olarak belirlemek gibi bir doğrultuya yönelmez, kendini bireyi yüceltme misyonuyla sınırlar.

Masonluğun yapıcılık (konstrüktivizm) ilkesi bunu belirler. Masonluğun bütün derecelerinde ısrarla tekrarlanan mabet yapma fikri bilginin eyleme dönüşmesi doğrultusundaki zorunluluğu vurgular.

İnsanlık Mabedinin yapımı olarak simgelenen Masonun görevi, sürekli bir dinamizm gerektirir. Bu dinamizm rutin bir emek tüketiminin çok ötesinde bir çalışmayı içerir. Mason mabedin yapımına taş taşıyan insan değildir. Onun görevi taşları şekillendirmektir. Bu şekillendirme eylemi, sürekli bir düşünce etkinliği ve ileri görüşlülük gerektirir. Çünkü her taşın olması gerektiği şekil farklıdır ve her taşın farklı yontumu binanın bütününün en sonda alacağı şekli göz önünde tutarak yapılmalıdır.

Binanın şekli ise sürekli değişkendir. Çünkü mabet yapıldıkça kullanılan ve kullanıldıkça yeni gereksinimleri karşılamak üzere büyüklüğü ve biçimi değişen bir yapıdır. İnsanların idealleri hiç tükenmeyeceği için insanlık mabedinin yapımı da hiçbir zaman sonuçlanmayacaktır.

Mabedin tam ve bitmiş şekli aslında gerçeğin ta kendisidir. O noktaya ulaşıldığında, yapım sonuçlandığında, Masonluk artık amacına ulaşmış olacaktır. İnsanların tümü “kamil insan” olma hedefine ulaştıklarında, bütün ruhlar Tanrıya döneceğinden ancak o noktada Masonluğa ve Masonlara ihtiyaç kalmayacaktır.

Mason, bu hiç gerçekleşmeyecek ideale doğru, sonsuzdaki bir noktaya ulaşmak için sürekli dinamik çaba içinde olan insandır. Dinamiktir, yapıcıdır, iyimserdir. Dinamizmi gücüyle, yapıcılığı aklıyla, iyimserliği gerçekliğiyle sınırladığı gibi, gücü inancıyla, aklı bilgisiyle, gerçekliği ise bilgeliğiyle ayrıca sınırlamıştır. Mason kişiliği bu sınırları ne kadar ileri taşımayı başarabilmişse o derece kendini yüceltmede başarılı olur.

Dilerim, Evrenin Ulu Mimarı, “İnsan”ı tüm uğraşılarında başarılı kılsın, sevgi halesi her tarafa yayılsın.

Sevgi ve Saygılarımla.







Yuvarlak
Foruma Üyelik
Masonik G harfi

Foruma Giriş

Masonik Pergel

İletişim



Masonlar Satranc

Satranç

Özel Bölüm

2006 yılından itibaren her hakkı saklıdır. Masonlar.org ©

Powered by Brethren