 |
 |
 |
 |
 |
|
MASONLUK VE ONUN NURUNDAN FAYDALANMAK İSTEYEN İÇİN SINIR VAR MIDIR?
Bu çalışma, uzun bir süreden
beridir kafamdaki soruya
cevap arama sürecimin
ürünüdür. Özellikle son
dönemde okuduklarım bu
soruya kendimce bir cevap
oluşturabilecek yapıyı
sağladı. Sorunun farklı
bakışlara göre farklı
cevapları elbette vardır.
Sorunun oluşumu ve soruya
cevap bulma süreci dediğim
gibi çok uzun bir zamanı
kapsıyor. Okumalarım,
sorgulamalarım, karşılıklı
konuşmalar, Masonluk ile
ilgili sorularıma verilen
cevaplar sonunda ortaya
çıkan ve cevaplanan bir
soru. Belki çok kısacık bir
cevabı da olabilirdi. Ama
ben bu soruma ancak bu kadar
uzun bir yazıyı tamamlayarak
bir nebze olsun cevap
verebildim.
Bu yazı aynı zamanda
hakikatin nurunun karanlık
bulutlardan geçip harici
alemdeki bir adama açabilen
zerre hatta zerreciğin
boyutunu da gösteriyor. Bir
Harici olarak ulaşabileceğim
derinlik büyük ihtimalle bu
kadardır ve bana ulaşan ışık
ancak bu kadar yolumu
aydınlatmaktadır. O yüzden
eksikleri mutlaka var ve
karşı çıkılacak savları da.
Chuang Tzu'ya ait olan ve
İsmet Özel tarafından
türkçeleştirilen şu şiir
dileğim olsun
"Meyva vermeyen bir agac
kadar
Faydasiz olsun bu
yazdiklarim.
Dallarini meyvasina tamah
edip
Kimse tasa tutmasin.
Bu yazdiklarim cok budakli,
cok bukumlu
Bir agac kadar faydasiz
olsun.
O zaman marangozlar
Kesip bicmeye deger
bulmazlar boyle bir agaci.
Dokusu gevsek, gozenekleri
genis, recinesiz
Bir agac kadar faydasiz
olsun bu yazdiklarim.
Koku toprakta,
Basi gokyuzune donuk.
Belki kimse bahcesine
dikmez,
Sehrin bulvarlarina da
sokmazlar onu.
Ama
Uzak, kirac bir issizlikta
Bunalmis bir yolcu
Dibinde oturacagi,
Sirtini dayayacagi bir agac
buldu diye
Ferahlarsa
Bu yeter. "
PLAN
GİRİŞ
I. MASONİK KAVRAMLAR
1. MASONLUĞUN EVRENSEL
KAVRAMLARI, MASONİK FELSEFE
VE MASONİK AHLAK
1.1. Masonlukta Felsefe ve
Eklektisizm
1.2. Masonlukta Ahlak
Anlayışı
2. MASONLUKTA İNANÇ,
TANRISALLIK, OLGUNLAŞMA,
MÜKEMMELİK KAVRAMLARI VE
HAKİKAT ARAYIŞI
3. MASONLUKTA TOPLUMSAL
KAVRAMLAR : ÖZGÜRLÜK, ADALET
VE TOLERANS
3.1. Masonlukta Özgürlük
Kavramı ve Sınırları
3.2. Masonlukta Adalet
Kavramı ve Sınırları
3.3. Masonlukta Tolerans
Kavramı ve Sınırları
II. MASONİK YAKLAŞIMLAR
4. MASONLUĞUN EVRENSELLİĞİ,
ÇAĞDAŞLIĞI, YAYGINLIĞI
4.1. Masonluğun Evrenselliği
ve Benimsenmişliği
4.2. Masonluğun Çağdaşlığı
4.3. Masonluğun Yaygınlığı
5. MASONİK UYGULAMA VE
YARARLAR AÇISINDAN
MASONLUĞUN YAPISAL SINIRLARI
5.1. Örgütsel Yapı
5.2. Global ve Toplumsal
Yapı
5.3. Kişisel Yapı
SONUÇ YERİNE
GİRİŞ
Maddesel evrende ve insan
düşüncesinde bulunan her şey
sonludur ve sınırlıdır. İnsan
düşüncesindeki Tanrı kavramı
bile sınırlıdır. Gücünün ve
yeteneklerinin sınırı olmadığını
söylememize rağmen biz onu “tek”lik
sınırı içine sokmuyor muyuz? Bir
şeyin TEK olabilmesi için, onu
tanımlayan başı, sonu ve
sınırları olması lazım değil mi?
Yüce Yaradan “tek” değil “HEP”tir
ve “HERŞEY”dir dediğimizde
kafamız karışmaya ve Onunla
ilgili düşüncelerimiz netliğini
kaybetmeye başlamıyor mu?
Metafizik kavramlarla
yoğrulmamış, onlarla iç içe
olmaya alışmamış beyinler
sınırsızlık ve sonsuzluk
düşüncesi karşısında rahatsızlık
ve güvensizlik duyarlar, ondan
kaçınırlar. İnsanlar bilinçsiz
olarak Sonsuzluk ve Sınırsızlığı,
sonlu ve sınırlı “çok—büyükler”
olarak algılama eğilimindedir.
Diğer bir ifadeyle, insan beyni
sonsuzluk ve sınırsızlığa
koşullanmamıştır.
O halde insan yapısı olan her
şey ister mekânda ister
düşüncede Varolsun sınırlı olmak
zorundadır. Masonluk insan
yapısıysa, tanım olarak sonludur
ve sınırlıdır, önemli olan
sınırlarının nereye kadar
ulaştığını araştırmak, Masonluğu
ilgilendiren ve ilgilendirmeyeni
bir birinden ayırabilmektir.
Masonluk insan yapısı değil de
tanrısalsa, Tanrıya uzanan
tarafı tanrısal nitelikleri olsa
bile insana yönelik ucu insanca
niteliklerde yani
sonlu-sınırlıdır.
Gerçekte Masonluk bir kefesinde
Tanrısallık (teizm) diğer
kefesinde insancıllık (hümanizm)
bulunan bir terazi gibidir ve
çoğunlukla bu iki yaklaşımın
dengeli bir sentezini oluşturur.
Tanrı her şeyi yaradandır.
Kötülük de iyilik de tanrının
yaratısıdır. Ama kötülük
tanrısal değildir. Işığı
algılayabilmek için karanlık
gerekliyse, iyiliği
tanımlayabilmek için de kötülük
gereklidir. Bu nedenle, iyilik
ve aydınlığı doğrudan ışık gibi
tanrısallar arasında bulunan
Masonluk, kendisiyle zıtlık
içinde olan kavramlardan
ayrıldığı için de sınırlıdır.
Ama sınırlılık; sabitlik,
durağanlık, hareketsizlik demek
değildir. Masonlukta sınırlar
kavramlarda çizilmekte
yaklaşımlar ise sınırsız denmese
bile, zamana, mekana ve insan
idrakinin değişkenliğine uygun
olarak değişkenlik
gösterebilmektedir. Bu
değişkenlik, yerine göre
yaklaşımlar açısından Masonluğa
ait bölgeni büyümesi anlamına
gelebildiği gibi bu bölgenin
yaklaşımlar içinde yer
değiştirdiği anlamına da
gelebilir. Diğer bir ifadeyle,
Masonluk yaklaşımlar açısından
sınırlarını genişletip kapsamını
büyütebildiği gibi daha önce “Masonik”
olarak tanımlanmakta olan bazı
yaklaşımları terk edip, zaman ve
mekâna göre değişken olarak
önceleri var olmayan ya da
Masonik olduğu düşünülmeyen yeni
yaklaşımları
benimseyebilmektedir. Masonik
düşüncenin eklektik yapısı da
buna olanak tanımaktadır.
O halde KAVRAMLAR açısından
Masonluk “rasyonel
bir dogmatizm”
içinde görmek mümkün ise de
diğer taraftan yaklaşımlar
açısından bakıldığında “dengeli
bir pragmatizm”i
Masonluğa yakıştırmak aynı
ölçüde olanaklıdır.
Landmarklar basitleştirmesinin
yanılgısına düşmeden Masonluğun
ilgi alanını tanımlayabilmek
için onu Masonik Kavramlar ve
Masonik Yaklaşımlar olarak
tanımladığımız iki izdüşümünde
incelemek yeterince aydınlatıcı,
belirleyici olacak ve yukarıdaki
yargıların ne ölçüde geçerli
olduklarını gösterecektir.
I - MASONİK KAVRAMLAR
Kavram sözcüğünü basitçe, bir
düşünceye verilen ad olarak
tanımlayabiliriz. Bu tanımdan
yola çıkarak kavramlar;
düşünceleri sınıflandırmak,
düzene sokmak ve gerektiğinde
kolayca çağrıştırabilmek için
onların üzerine koyduğumuz birer
etikettir diyebiliriz. Ancak,
her soyut içerikli paketin
üzerine konulan etiket gibi aynı
kavramla etiketlenmiş düşünceler
her zaman içerik açısından
çakışmayabilir. Bu durum,
dillerin düşünceleri tanıyabilme
açısından eksikliğinden
kaynaklanabileceği gibi kişisel
algılama ve yorumlama
farklılıklarından da doğabilir.
1. MASONLUĞUN EVRENSEL
KAVRAMLARI, MASONİK FELSEFE,
MASONİK AHLAK
1.1. Masonlukta Felsefe ve
Eklektisizm
Felsefe kavramını en basit
biçimde tanımlamak gerektiğinde
Felsefe, insan düşüncesinin
hakikati arayışıdır diyebiliriz.
Masonluğun ana ilkesi de
hakikatin arayışı olduğuna göre
Masonluk bir felsefedir
diyebilir miyiz? Eğer
diyebilseydik çok kısa ve öz
olarak Masonluğun sınırlarını
çizmiş, Masonları da filozoflar
sınıfı içine katmış olurduk.
Felsefe aynı zamanda gerçeği
arayış yolunda oluşturulmuş
düşünce akımlarının her birine
verilen addır. Bütün felsefe
akımlarının temelinde dinlerin
dogmatizmine karşıt olarak,
rasyonalizm vardır. Felsefi
akımlar akılcılık sağlam
temeline dayandırılmakla
birlikte, izledikleri yolun
farklılığı nedeniyle zaman zaman
Tanrı, evren, insan ruhu,
insanın varlığının nedeni ilh…
gibi konularda farklı sonuçlara
varmaktadır. Felsefenin
uzantısında yalnız bilimin
vardığı sonuçların evrensel
tutarlılığından ve
benimsenmişliğinden söz etmek
olanaklıdır. Çünkü, bilim
sonuçlarını gözlem ve deneylerle
kanıtlayarak elde eder. Her yeni
savın daha önce kanıtladığı
başka bir savın üzerine kurarak
ve ayrıca kanıtlayarak ortaya
koyar. Bilimin en büyük
özelliği deney ve gözleme
dayanması ve sürekliliğidir.
Bilim temelden başlayarak her
taşı bir öncekinin üstüne
konularak gelişen bir yapı
gibidir. Sağlamdır, somuttur ama
sınırlıdır. Bu nedenle, gerçeğin
arayışı yolunda en güvenilirleri
olmakla birlikte en az katkı da
bilimden gelmiştir.
Felsefe, bir büyük küme olarak
bilim alt kümesini de içermesine
karşılık, deney ve gözlemle
sınırlanmamış özgür insan
düşüncesinin ürünlerini de
içerir. Bu ürünler, çeşitli
felsefi akımlar olarak,
izledikleri yollar ve vardıkları
sonuçlar farklı olmakla
birlikte, felsefe kümesinin
birer parçalarıdır. Ve yüzeyi
düzgün olmayan aynalar gibi, her
biri, değişmeyen gerçeğin farklı
açılardan az veya çok
çarpıtılmış birer görüntüsünü
yansıtır.
Masonluk bu aynalardan biri
midir? HAYIR… Felsefe kümesi
içeriğinde Masonluğa ait ortak
alt kümelerin de bulunmasına
karşın Masonluk kesin olarak bir
felsefi akım değildir. Özellikle
hakikatin arayışı çabaları
kapsamında felsefi yaklaşımları
da içeren bir dünya görüşü, bir
yaşam biçimidir.
Masonluğun felsefi içeriği büyük
ölçüde eklektisizme uymaktadır.
Türkçe karşılığı “seçmecilik”
olan eklektisizm, felsefe ve
teolojide farklı sistemlerin
genelini benimsemeden belli
öğretilerini ya da öğelerini
seçerek yeni bir sistem
oluşturmak anlamına gelir.
Çeşitli sistemlerden en kabul
edilebilir görünen savları
toplayarak bunlardan bir öğreti
oluşturma yöntemidir. Kökleri
MÖ. 2. yy.a antik çağa uzanmakla
birlikte, felsefede bir yaklaşım
olarak tanımlayan ve adını koyan
19. yy.da yaşamış Fransız
filozof Victor Cousin’dir.
Cousin, düşünce alanında
yaratmanın yoktan var etme
anlamına gelmediğini savunmuştur.
Yaratma, değişik nitelikler
taşıyan doğa varlıkları arasında
uyum sağlamak ve birleştirme
yöntemiyle yeni bir bütün ortaya
koymaktır. Yoktan var etme yani
gerçek anlamda yaratma Tanrıya
özgüdür; insan için olanaksızdır.
İnsan elinden çıkan her ürünün
doğada bir benzeri yoksa bile,
etkileyici, yönlendirici
nesnelerden yararlanarak yeni
bir sentez oluşturmaktadır. Bu
sav, düşünce ürünleri için de
geçerlidir. Bütün düşünce
ürünleri insan ruhunda ve
aklında daha önceden var olan
öğelerden doğar. Daha kısa
söylemek gerekirse İnsan sadece
gördüğü ve veya bildiği şeyin
hayalini kurabilir.
Çağlar boyu süre gelen yeni
düşünce akımlarının doğmasına
olanak sağlayan tüm felsefi
sistemler, aslında insan ruhunda
var olan öğelerden kurulmuştur.
Bu nedenle bütün felsefe
sistemlerinde bilinç, akıl ve
ruh gibi ortak konular vardır.
Özellikle akıl ve bilinçten söz
etmeyen bir düşünce çığırı
yoktur. Tüm felsefe ve düşünce
sistemlerinin akıldan ve
bilinçten söz etmesi bu iki
yetinin sonradan
kazanılmadığının insan doğasında
önceden var olduğunun bir
göstergesidir.
Ruhun ölmezliğine inanan
Masonluğun eklektisizme yakın
düşmesinin bir gerekçesi de
eklektisizmin benimsediği bu sav
olmalıdır.
Temelde Kartezyen olarak
tanımlayacağımız kökü Eski Yunan
düşünürlerine dayalı Batı
felsefe sistemleri, önce Mısır
ve Babil de doğu mistisizminin
kurumlarında inisiye olmuş
Thales, Euclid ve Pisagor gibi
düşünürler kanalıyla daha sonra
Haçlı Seferlerinin sağladığı
etkileşim aracılığıyla doğu
mistik felsefesinin izlerini
almıştır. Tapınakçılar ve St.
Jean şövalyelerince Avrupa’ya
taşınan doğu mistik felsefesinin
ve özellikle Hermetizmin
etkisiyle Kabbalizmin doğuşuna
yol açtığı ve bu
Hermetik-Kabbalist düşüne
sisteminin daha sonra özellikle
aydınlanma çağında Descartes,
Leibniz gibi düşünürleri de
etkilediği anlaşılmaktadır.
18.yy.ın başında kurumlaşma
aşamasına ulaşan Masonik düşünce
bu mistik-kartezyen eklektik
üzerine kurulmuştur denilebilir.
Gerek doğu gerekse batı
felsefelerinin yaklaşımlarını
benimser ve fakat bunların
birbiriyle çelişen yönlerini
uzlaştırma çabasına girmez.
Hakikat tüm gerçekleri
kapsadığından, Zerdüştlerin Zend
Avestasında, Hinduların
Vedalarında, Ramayanada, Eflatun,
Pisagor, Thales gibi
düşünürlerin insanlığa ışık
tutmuş öğretilerinde, Budanın
öğretilerinde ve bütün büyük
dinlerin kitaplarında açık ve
çeşitli ölçülerde gizlenmiş
hakikatin parçaları bulunduğuna
Masonluk inanır. Bunları bulup
ayırt etmek ve birleştirerek
hakikatin ışığının artmasına
aracı olmak ve giderek gerçek ve
mutlak hakikate ulaşmaya gayret
göstermek, Masonluğun inancına
göre, insan aklının ödevidir.
Burada tek sınır insan aklının
algılama ve değerlendirme
yeteneğidir.
Düşünce sistemlerinde alınan “gerçek”
öğeleri doğal olarak
sınırlayıcıdır ve bunların
benimsenmesi dogmatizmi doğurur.
Masonluk, kendi eklektik
yaklaşımı çerçevesinde
başlangıçta bunlar arsında
çelişenleri uzlaştırma çabasına
girmemekle bunların hepsinin
değişebilir ve gerekirse
yadsınabilir olduğu mesajını
vermektedir. “Hiçbir gerçek son
ve kesin değildir, her şey
değişebilir, yalnız mutlak
gerçek ‘Hakikat’ değişmez”…
Hakikate ulaşıldığında amacın
yerine geldiğinin bilinci, o
noktaya ulaşmayı başarabilirse,
insan aklının yeteneği içinde
olacaktır.
Masonik düşüncede, eklektisizmi
benimsemekle birlikte süregelen
en önemli dogma insan ruhunun
ölmezliği ve insan aklının
üstünlüğüdür, bunların dışında,
Evrenin Ulu Mimarı’nın varlığına
ve tekliğine inancı ayrı
tutarsak, düşünceyi sınırlayan
hiçbir dogmatik öğe veya
kısıtlama yoktur.
1.2. Masonlukta Ahlak Anlayışı
Ahlak sözcüğü, etik ve moral
olarak isimlendirilen
birbirinden farklı iki içeriği
birlikte tanımlamaktadır.
Ahlak sonunda iyinin
gerçekleşmesini sağlayacak doğru
davranış ve yaklaşımların bir
bütünü olarak tanımlanırsa,
ahlakın geçerli ve uygulanabilir
olabilmesi için ancak ‘iyi’ ve ‘doğru’nun
tanıma kavuşturulmasıyla
olanaklıdır.
Etik ve moral bu tanımlarda
birbirinde ayrılır.
Etik, gerçek ve değişmez iyinin
ve doğrunun arayışı içinde olan
ahlak anlayışıdır. Evrensel ve
değişmez güzeli arayan estetik
gibi…
Etik felsefeyle ilgilidir.
Özellikle sistematik felsefenin
değerler sisteminin tartışıldığı
bölümü olup ideal bir ahlakın
bulunup bulunmadığı arayışıdır.
Aslında etik, felsefeden de eski
düşünen insanın var olduğundan
beridir karşılaştığı en önemli
soruya yanıt arama çabasıdır.
Pozitif, Cari, Mer’i Ahlak
olarak da adlandırılan moral,
toplumsal koşulların belirli bir
mekan veya zamanda oluşturduğu
değerlere bağlılık şeklinde
özetlenebilecek ahlak
anlayışıdır. Burada, Mutlak
değerler değil, topluluğun
içinde bulunduğu koşullardan
kaynaklanan bir uzlaşmanın
ortaya çıkardığı iyi ve doğru
kavramları ahlakı belirlemede
etkilidir. Moral felsefeden çok
din ve toplum bilimini
ilgilendiren alanlarda
tartışmalar içerir.
Masonluktaki ahlak kavramı ise,
dışarıdan bakıldığında,
ortaçağdan kalma bir dogmatik
moral ahlak sistemine
dayandırılmış gibi yorumlanmaya
çabalanmasına karşı, gerçekte,
felsefi anlamda bir ahlaktır,
bir etik anlayıştır. Masonlar ve
Masonluk yaklaşık üç asırdan
beridir bu formel ahlaka sıkı
sıkıya sarılmış ve onun
kurallarına uyulmasını
zorlamıştır. Bu kurallar o kadar
çoktur ki, bir bölümü operatif
loncalarından geleneklerle
taşınmış ve Anderson Anayasasına
girmiş Eski Yükümlülüklerden
kaynaklanmış, diğerleri ise
spekülatif Masonluğun 1723’ten
bu yana geçirdiği evrimlerle
oluşmuş Landmarklardan felsefi
derecelerin yaklaşımlarına kadar
çeşitli kademelerde yer almış
kurallardır. Kurallar bu kadar
çok olunca tartışmaya açık,
mutlak iyiyi arayan bir etik
ahlaktan söz etmek
güçleşmektedir. Diğer yandan,
Masonluk, alegoriler perdesi
arkasına gizlenmiş, semboller
ile tarif edilen, kendine has
bir ahlak sistemidir
tanımı
benimsendiğinde bütün bu
kuralların ve ritüellerle
getirilen her türlü sınırlama ve
yönlendirmenin birer sembol
olduğu ve bütün alegoriler
perdesi arkasına gizlenmiş
semboller gibi yoruma açık
olduğu hatta yorumu özendirdiği
gerçeği ortaya çıkar.
Bugünkü Masonik ahlakın
sembollerle anlatılmaya
çalışılan dili 18yyın etik
dilidir. Masonluk, bu yüzyılda
Descartes’ın açtığı yolda
yürüyen rasyonalist düşünürlerin
dilini konuşur. Ama gene de,
bugün geçerli olan anlamda katı
bir akılcı felsefe sistemi
değildir. Günümüz Masonluğu,
daha çok esnek ve göreceli bir
ahlak sistemini gündeme
getirmiştir.
Relativist ahlak; felsefi açıdan
“senin için iyi olan benim için
iyi de olabilir kötü de; benim
için iyi olan senin için iyi ya
da kötü olabilir” önermesini
ileri süren bir yaklaşımdır.
Bunun aşırıya götürülmesi
ben-merkezci bir yaklaşıma
sebebiyet verir. Buna göre “insanın
kendi iyiliği her şeyin
üstündedir” önermesi geçerli
olur. İnsan toplum içinde
yaşayan bir canlı olduğundan
uygulayacağı benmerkezci
yaklaşım değerlerinin
çıkarlarıyla çeliştiğinden
kendisine zarar geleceği
bilincini de taşımak zorundadır.
Bu durumda, bireyin çıkarıyla
toplumun çıkarı çelişiyorsa,
kendisine kötülük gelmemesi için,
toplum içindeki birey,
davranışlarında, kendisi için en
az zararlı ve toplum için
optimal düzeyde yararlı olan
yolu tutmak eğilimindedir. Yani
birimiz hepimiz, hepimiz birimiz
için yaklaşımı, kendimiz için en
elverişli yaklaşımdır. Günümüz
Masonluğunun benimsediği
relativist ahlak yaklaşımı bu
çağdaş mesajı vermektedir.
Relativist ahlak anlayışı, etik
bir ahlak anlayışının
uygulanmasıdır. Çünkü arayışa
açıktır ve toplumsal değerlerin
yücelişiyle saflaşmaya, mutlak
doğruya ve iyiye doğru yönelmeye
açıktır.
Ancak, ahlak anlayışına dogmatik
yaklaşanlar yalnız bir ve tek
ideal ahlak çizgisinin olduğuna
inananlar bugün hala bütün
toplumlarda çoğunluktadır. Bu
nedenle bugün etik tartışmaları
akademik çevreler ve düşünür
grupları dışında Mason
Localarında yapılmaktadır,
Masonlar bu sınırı bilerek
çizmişlerdir. Çünkü toplum
çıkarlarını ve kişisel çıkarları
başkalarının davranışlarını
düzenleme olarak değerlendiren
ve öyle uygulayan kavramlar bu
türü tartışmaları kaldıramaz.
Oysa ahlak bir kuvvet dengesidir.
Eğer akıl, beynin fonksiyonuysa
ve Tanrı en mükemmel beyni
insanoğluna vermişse, onun
kullanabileceği en büyük güç
akıldır ve akıl mutlaka kuvvetle
tamamlanmalıdır. Çünkü her türlü
ahlak ve normatif düzen kuvvet
üzerine kurulmuştur. Ahlakın her
hükmü değişebilir fakat ahlakın
akılcı bir uzlaşmaya dayandığı
ve ancak kuvvetle ayakta
durabileceği gerçeği değişmez.
Ahlak toplumla ilgilidir.
Erdemler ise kişiseldir. Ahlakla
erdemler arasında bireyle toplum
arasındaki ilişki, iletişim
vardır. Kişinin içinde bulunduğu
büyük ve küçük toplulukca
benimsenen ahlak, erdemleri
yönlendirmede bir ölçüde
etkiliyse de genelde topluluğu,
toplumu oluşturan kişilerin
erdemleri, ahlakı biçimlendirip
yönlendirmede daha tekilidir.
Bir başka deyişle, belirli bir
topluluğu ve giderek toplumu
oluşturan kişilerin erdemleri ne
kadar yüksekse o topluluğun veya
toplumun ahlak değerleri de o
ölçüde ileridedir.
Masonluk topluluğu üyelerinde
yüksek erdemler arar ve onları
bünyesine aldıktan sonra bu
erdemleri daha da geliştirmeyi
öngörür. Mavi localarda başlayan
bu çaba, felsefi derecelerde
daha da gelişerek, 15. Dereceden
itibaren Şövalyelik olarak
adlandırılan bir çerçeveye
oturur.
Felsefi dereceler Masonluğun
köklerini eski Tapınakçılar ve
Gül Haç Şövalyelerinin bugün
kaybolmuş kurumlarında eylem ve
düşüncelerinde arar, çağdaş
Masonluğu o kurumların ilke ve
erdemlerini yaşatan günümüz
uzantısı olarak görür. Bu
yaklaşım, Masonluğun diğer
yaklaşımları gibi, alegorik
ölçüler içinde değerlendirilmeli,
biçimden soyutlanarak içeriğine
bakılmalıdır.
İçeriğe bakıldığında şövalyeliği
niteleyen dokuz erdem ile bu
erdemlerin yaşatılması ve yaşama
geçirilmesi uğrunda etkinlik
içinde olan eylemci bir kişiliği
buluruz.
Şövalyeliğin dokuz erdemi olan
: temiz kalplilik, korkusuzluk,
gönül yüceliği, esirgemezlik,
dayanıklılık, bağlılık, gönül
tokluğu, yiğitlik ve
yurtseverlik, aynı zamanda Mason
olarak tanımlanan üstün
nitelikli insanda bulunması
gereken erdemlerden bazılarıdır.
İdeal olan “Mason” olma yolunda
olanlar benliklerindeki bu
erdemleri geliştirmekle
yükümlüdürler. Diğer yandan
ahlak denilen toplumsal olguyu
daha da ileri ve yukarıya
taşımak la da görevli olunması
sebebiyle bu erdemleri önce
kendi içinde sonra da topluma
yayabilmek için etkin bir çaba
ve dışa dönük bir eylem içinde
olmak gereklidir.
2. MASONLUKTA İNANÇ,
TANRISALLIK, OLGUNLAŞMA;
MÜKEMMELLİK KAVRAMLARI VE
HAKİKAT ARAYIŞI
Masonluk, Yüce Yaradana dinlerce
verilenlerden farklı ve her
derecesinde ayrı bir ad vererek
inançla ilgili yaklaşımını ve
onun sınırlarını belirlemektedir.
Masonluk hiçbir inancı ve dini
inkar etmemekte dinler ve inanç
açısından, ana ilke ve
felsefesine uygun bütün insanlar
ve insanlığı kucaklayıcı,
uzlaştırıcı ve birleştirici
tutumunu ortaya koymaktadır. Bu
tutumu, Masonik kavramlarla
değil de yaklaşımla ilgili
olduğundan 4. Başlık altında “evrensellik”
bölümünde daha ayrıntılı
değineceğim.
O halde Masonluğun inanç
konusundaki bu taraf tutmaz
yaklaşımının ötesinde kavramsal
alamda bir savı yok mudur?
Masonluğun bazı obediyansları
Masonluğa bir deist agnostik
düşünce tarzını yakıştırmakla
birlikte, eski Masonların
geleneklerini yaşatan ve çağdaş
dünyada en büyük desteği bulan
obediyanslar Masonluğun tanrıya
inancı ön planda tutan teist bir
yapıda olması gerektiğini
savunmaktadır.
Masonluk, efsaneleri ve
ritüellerinde tek tanrıya inancı
getiren ilk din olan Yahudiliğin
oluşumu ile ilgili ögeleri
içermekteyse de inanç felsefesi
ve Tanrıya ulaşım açısından bu
ve diğer gelişmiş dinlerin
tümünün sentezini içeren bir
kavramsal yağıyı sergilemektedir.
Masonlukta her derecede ayrı bir
isim verilen Tanrı son ve mutlak
hakikat, bütün nurların doğduğu
ve sonra ona döndüğü en büyük
nur olarak simgelenir. Aynı
zamanda bilgiyi de simgeleyen
nur, Masonlukta Tanrının ve
tanrısal olan bütün kavramların
simgesidir. Masonlukta bilginin
arayışı ve Tanrının arayışı aynı
simgeyle “ışığın arayışı” ile
simgelenmektedir. Bu mantığın
doğal sonucu olarak, en büyük
nurla simgelenen tanrı, aynı
zamanda en büyük bilgi, yani son
ve mutlak hakikat olarak da
tanımlanmaktadır. Bir zamanlar
insanların sahip olduğu bu son
ve gerçek hakikatin bilgisi
insanların kötülüğe, hırsa ve
haksızlığa yönelmesi sonucunda
kaybolmuştur, onun tekrar
bulunması Masonların çabası
sonucu gerçekleşecektir. Bu
çabanın sonucu yolunda Mason’un
/insanın en büyük yardımcısı
Akıl ve Hikmet/Bilgelik’tir.
Bu sembolik anlatımın üzerinde
durulması gereken önemli
konulardan biri hakikatin
bilgisinin arayışı değil onun
tekrar
bulunması
arayışıdır. İnsan bu bilgilere
sahip iken yani tanrıya yakınken
bunu kaybetmiştir. Şimdi o
kaybettiği bilgiyi aramakta ve
tekrar tanrıya dönme çabası
içindedir.
Bu, Tanrısal olan ruhun dünyevi
olan can ve bedenle
birleşmesinden müteşekkil
insanın kendi içine dönerek
kendi derinliklerindeki tanrısal
varlığın, ruhun sesini
dinlemesiyle kaybolmuş olan
bilgiyi, tanrısal gerçeği, çok
yakında kendi içinde bulacağı
değerlendirmesidir.
Masonik inanç felsefesini
tanımlayan “hakikatin arayışı”
sembolizması içeriğinde üzerinde
durulması gereken diğer önemli
konu ise Masonun /insanın bu
arayışında en önemli
yardımcısının Aklı ve Hikmet
olduğudur. Bu Masonik inanç
felsefesinin belki de en önemli
öğesidir. Çünkü bu arayışta
Mason, insanüstü/dışı bütün öğe
ve yardımlardan sıyrılarak kendi
akıl ve bilgeliğiyle
yönlendirilmekte, sınırlanmakta
veya tam tersine insan aklı ve
bilgeliğinin her şeyin üstündeki
gücü ve sınırsızlığı
anlatılmaktadır.
Akıl, kas gücü gibi bir bedensel
yetenektir. Önemli olan onun
nasıl kullanılacağıdır. Bilgelik
(Hikmet) olmadan akıl
kendisinden bekleneni yani
hakikat arayışını
gerçekleştiremez. Bilgelik,
insanın edindiği bilgi ve
erdemlerin birleşimiyle ulaştığı
olgunluk düzeyidir. Bilgelik,
insanın yaşamı boyunca kendi
çabasıyla geliştirebileceği bir
niteliktir. Bir insan bilgelik
açısından ne kadar ilerideyse
sahip olduğu akıl gücünü o kadar
etkin kullanabilir. Akıl bedenle
ve bu dünyayla ilgilidir
dolayısıyla sınırlıdır ve fakat
hikmet ruhla ilgilidir ve
tanrısaldır, tanrısal olduğu
için de sınırsızdır.
Aklı kullanana bilgelik, bilgi
ve erdemler edinerek olgunlaşma
yoluyla ulaşılan düzeydir.
Bilgeliğin son kademesi
mükemmelliktir ve bu ancak
Tanrıya aittir. İnsan
mükemmellik yolunda ne kadar
ilerlerse Tanrıya o kadar
yaklaşır, mutlak hakikate ulaşma
yolunda o kadar ileriye gider.
Mükemmellik insan tarafından hiç
ulaşılamayacak bir ideal
olduğundan ve bu yolda ilerleme
ancak olgunlaşma ile mümkün
olabileceğinden dolayı Mason
için olgunlaşma hiç sonu ve
sınırı olmayan sürekli bir
çabadır.
Şimdiyi dek anlattığım ve
aktardıklarımdan anlaşıldığı
kadarıyla Masonluk inancın
“Moral” yönüyle ilgilidir ve
bütün dinlerin ortak olarak
insanlara telkin ettikleri moral
değerlerin edinilmesi yoluyla
Tanrıya yaklaşılacağı savını
kendi üslubuyla tekrarlar. Ama
dinlerin bir de mistik boyutu
vardır. Mistisizm dinlerin
içeriğindeki gizemci
yaklaşımlardır. Burada alegorik
anlatımlar ve derinlik vardır.
Yaratılışın sırları ve Tanrının
nitelikleri sembollerle
gizlenerek ancak onları
araştırmaya isteği ve yeteneği
olanlara açılmaktadır. Sıradan
insanlarda Tanrıdan korku
şeklindeki dine ve moraliteye
yöneltici güdü, mistisizmde
Tanrı sevgisi şekline
dönüşmektedir.
Her şeyden evvel vurgulanmalıdır
ki, Masonluk bütün dinleri
saygıya değer bulur ve onların
bütün içeriğine ve
yaklaşımlarına Tanrıya inanç
geneli içinde saygıyla yaklaşır
ve hiçbir durumda dinlerin
yerine geçmeyi ve onlarla
rekabet içinde olmayı düşünmez.
Bu saptamanın nedeni, aşağıdaki
ifadenin dinlerle Masonluğu
karşılaştırma amacıyla değil de,
Masonluğun inanç felsefesi
skalasında nerede sınırlandığını
belirlemek amacıyla yazıldığını
vurgulamaktır.
Dinler Tanrı ile ilgilidir,
Tanrının gözüyle insana bakarlar.
Masonluk ise insanla ilgilidir,
insanın gözü ile Tanrıya bakar.
Masonluğun da bir mistik yönü
vardır ve Tanrıyı kırdaki
çiçekten evrenin ötesine kadar
olan büyüklükte aramak yerine
insanın kendi içinde, kendi
ruhunun derinliklerinde aramaya
yönelmiştir. Bu nedenle,
Masonlukta önde gelen insan
sevgisidir. Masonik mistisizm
insanı ruhundaki tanrısal
yansımayla görür ve sever.
Aşıladığı insan sevgisi de bu
sevgidir. Başka bir deyişle,
dinsel mistisizmde doğrudan
Tanrıya yöneltilen sevgi,
Masonik mistisizmde insan ruhu
aracılığıyla Tanrıya
yöneltilmektedir.
3. MASONLUKTA TOPLUMSAL
KAVRAMLAR: ÖZGÜRLÜK, ADALET VE
TOLERANS
Masonluk ve onun sınırları
tartışmasının kavramsal içeriği
çerçevesinde üçüncü aşama olan
özgürlük, adalet ve tolerans
kavramlarına eğildiğimizde,
özgürlük ve adaletin düşünsel
Masonluk tarihi boyunca bir
bayrak gibi taşındığını görürüz.
3.1. Masonlukta Özgürlük Kavramı
ve Sınırları
Özgürlük kavramı, Eylemsel
Masonluktan beri Mason kimliği
ile özdeşleşmiştir. [HÜRMASON].
Hürmasonluk, düşünsel Masonluğun
temeli olan eylemsel Mason
localarını diğerlerinden ayırt
etmek için kullanılan
tanımlayıcı bir isim olmuştur.
Geçmişteki kökleri oluşturan bu
Mason localarının mesleki
yeteneklerini özgürlüklerini ve
bağımsızlıklarını korumak için
kullanmış olmaları, özgürlük ve
bağımsızlığı ülkü ve amaçlarını
gerçekleştirme yolunda ön koşul
olarak görmelerinden
kaynaklanmıştır.
Ortaçağdaki eylemsel Mason
localarının bu kadar değer
verdiği özgürlük nasıl bir
özgürlüktü? Bu özgürlük,
düşünsel Masonluğun 18/19.yy.da
ateşli biçimde savunduğu ve
halen savunmakta olduğu
insanların ve insanlığın
evrensel özgürlüğü değildi. Bu
özgürlük kapalı bir topluluk
olarak Mason localarının ve onun
üyesi duvarcı ustalarının
derebeylere kul olmama ve
kısıtlanmadan seyahat etme
özgürlüğüydü.
Özgürlük gibi yüce bir kavramı
böylesine dar kapsamlı ve öz
çıkarcı olarak kullandıkları
için ataları kınamak yerinde
olmayacaktır. Çünkü, onların
gözettikleri insanlığın değil
localarının yüceltip
yaşatılmasıydı, Masonluk o
zamanda henüz insanlığa hizmete
soyunmuş evrensel bir Kardeşlik
değil birbirinden bağımsız
localar içeriğinde çalışan
kapalı bir meslek örgütüydü.
Yine o günün baskıcı skolastik
dinci-feodal toplumuna böylesine
ters düşecek “devrimci” hatta o
devir için “anarşist” bile kabul
edilebilecek görüşleri açıkça
ortaya koymak Masonluğun
intiharı demek olurdu.
Özgürlük kavramına bu kısıtlı
yaklaşımdan 18.yy.ın heyecanı
içinde
Özgürlük-Eşitlik-Kardeşlik
sloganını bayrak yapıp yücelten
düşünsel Masonluğa kadar
yaşanmış olan değişim, Batı
toplumunun düşünsel ve siyasal
alamda geçirdiği evrimle
paraleldir. O halde, Masonluğun
özgürlük kavramına yaklaşımı, bu
alandaki toplumsal hareketlerle
uyumlu, belki de onlardan olsa
olsa bir adım ilerisindedir
denilebilir. Gerçekten de
Fransız Devrimi, Amerikan
Devrimi ve İnsan Hakları
Bildirgesiyle ilgili olarak her
biri Mason olan, dönemin önde
gelen düşünce ve siyaset
adamlarının katkıları insan
hakları ve özgürlükleri
konusunda o çağ ve yörelerin
insanlarının genel eğilim ve
beklentileriyle uyumlu olmuştur.
19 ve 20.yy.da Batı dünyasında
gelişen demokrasi düşüncesi de
Masonluk tarafından
desteklenmiştir. Bünyesinde
aristokratların çoğunlukta
olduğu ve törenci elitist
yapısına karşın Masonluğun
demokrasi düşüncesini
desteklemesi, özgürlük
düşüncesini ne kadar benimsemiş
olduğunun da bir göstergesidir.
Çağdaş Masonluğun savunduğu
özgürlüğün boyutu, niteliği
nedir; sınırı nerede çizilir?
Eylemsel özgürlüklere Masonluğun
yaklaşımı çağdaş batılı
demokrasilerin yaklaşımıyla
özdeştir.
Birey diğer bireylere ve topluma
ait hak ve özgürlükleri rencide
etmediği ölçüde davranış ve
eylemlerinde özgürdür. Yalnız
felsefe ve inancı ile ilgili
olarak yaşam biçimini seçmekte
birey, topluma rağmen özgür
tutulmuştur. Bu, bireyin içinde
bulunduğu toplumun çoğunluğunun
sahip olduğu inançtan farklı
inanca sahip olma özgürlüğünü
vurgulamak için konulmuştur. Bu
yaklaşımın sınırı, dinsel ve
felsefi inançlar alet edilerek
özgürlüklerin kötüye
kullanılmamasıdır.
Eylem özgürlüğü ile ilgili
yukarıdaki sınırlamalardan sonra
düşünce özgürlüğüne bakıldığında,
ilk göze çarpan Masonlukta
düşünceyi kısıtlayan hiçbir
sınırlamanın bulunmadığıdır.
Masonluk, hakikatin arayışında
üyelerini düşünce açısından
kısıtlamaz. Ancak, Hürmasonluğun
ana ilkelerinden olan “Masonluk,
Evrenin Ulu Mimarı dediği Yüce
Varlığa ve Ruhun Ölmezliğine
inanır”
hükmü ile düşünce ve inanç
özgürlüğünün sınırı çizilmekte
olup, Mason kimliğini alacak
kişinin bu düşünce ve inanç
yapısında olması ön koşul olarak
ortaya koyulmaktadır. Ayrıca
Tekris Töreninde her adaydan
inancının bu doğrultuda olduğunu
beyan etmesi istenmektedir. O
halde, masonlukta düşünce, bu
genel sınırlamayla
yönlendirilerek özgür
bırakılmıştır denilebilir.
3.2. Masonlukta Adalet Kavramı
ve Sınırları
Masonluk, Çırak derecesinden
itibaren belirli erdemlerin
geliştirilmesi yolunda çaba
göstermeyi gerektirir. Bu
erdemlerin içinde ön sırada
gelenlerden biri Adalettir.
Adalet, kavram olarak
tanrısaldır ve iyilik gibi
Tanrıdan kaynaklanır ve insana
gene kaynağı Tanrı olan ve
ölümsüz olan ruhu aracılığıyla
aktarılır. Adalet, diğer
tanrısal erdemler gibi insan
doğasında vardır, önemli olan
insanın iç benliğindeki bu
erdemlere ve bu arada adalete
ulaşmanın yolunu bulabilmesidir.
Masonluk, insana bu yolu
bulabilecek bilgeliği aşılamayı
amaçlamaktadır.
Masonluğun adalete yaklaşımına
ve sınırlarına eğilirsek şöyle
bir görüntüyle karşılaşabiliriz;
a) Masonluk, insan ruhundaki
tanrısal adalet olan Vicdanın
insan benliğine egemen
olabilmesi için gerekli olan
olgunluk ve bilgeliğe kişiyi
ulaştırmayı amaçlar. Ancak bu
amacını gerçekleştirmesi, insan
ruhundaki tanrısal nitelikler
gibi, insan benliğinde
kaçınılmaz olarak var olan
zayıflık ve eksiklikler
tarafından engellenir. O halde
adalete tam ve eksiksiz olarak
ulaşabilmek için yalnız insan
vicdanına güvenilmez.
b) Masonluk ülkenin kural ve
yasalarına saygıyı öğütler,
üyelerini onlara uymakla zorunlu
tutar ve onları bu yolda yeminle
bağlar. O halde her Mason,
vicdanının ötesinde ülkesinin
yasalarına uymakla yükümlüdür.
Bu yasalardan bazılarını vicdan
açısından adil bulmasa bile,
onları değiştirme doğrultusunda
yasal çaba gösterme hakkını
saklı tutarak, onlara uymayı
kabul etmiştir.
c) Gerek vicdan gerek pozitif
hukuku yoluyla veya her ikisiyle
birlikte adalete ulaşabilmenin
yolu özgürlükten geçer.
Özgürlüklerin bulunmadığı
ortamlarda özgür olmayan bir
insan adaletin gerçekleşmesini
sağlayamaz. O halde adalete
olaşabilmek için her şeyden
evvel kişinin düşüncede ve
eylemde özgür olduğu bir toplum
düzenini sağlamak şarttır
Ancak adaletin hüküm sürmesi
için, bunu dağıtacak olan
kimsenin, kendi iç benliğinde
özgür olması gerekir. İnsanı
baskı altında tutan, belirli
tarzda hüküm vermeye onu
zorlayan etkiler yalnız dıştan
gelenler değildir. İnsan önceden
edinilmiş fikirlerin sempati
veya antipatilerin, dostluk veya
düşmanlıkların, sevgi veya
kinlerin, zekâ derecesinin ve
kendisine aşılanmış olan
kültürün etkisinde kalabilir ve
bu etkenler onun adaletten
ayrılmasına neden olabilir.
Adaleti dağıtan insanın kendi
benliğindeki bu etkilerin
baskısından sıyrılarak tam
olarak özgür ve bağımsız
olabilmesi bir Masonik ideal
olduğu kadar bir insanlık
idealidir ve ne yazık ki tam
olarak gerçekleşmesi mümkün
değildir. Ancak bu ideale
yaklaşmak düşüncenin ve inancın
özgürce oluştuğu ve tartışıldığı
bir toplumda olanaklıdır. Bu
nedenle, Masonluk, pek çok şey
için olduğu gibi adaletin
gerçekleşebilmesi için de özgür
bir toplum düzeninin ön koşul
olarak görür ve savunur.
3.3. Masonlukta Tolerans Kavramı
ve Sınırları
Masonlukta tolerans kavramı
belki de en dikkatli
yorumlanması sınırları büyük bir
titizlikle belirlenmesi gereken
kavramdır. Masonik toleransın
gerek tanımında gerekse de
sınırlarının belirlenmesinde
yapılacak hatalar Masonluğu çok
farklı ve istenmeyen
doğrultulara doğru
yönlendirilebilir.
Masonluğun temel ve en önemli
ilkelerinden biri olan tolerans
Masonik kapsamıyla nasıl
yorumlanmalı ve sınırları nasıl
çizilmelidir?
Her şeyden evvel, Masonik
tolerans kavramına bir tanım
getirerek genel olarak
sınırlarını belirlemek gerekir.
Masonik Tolerans her türlü
hatanın affını gerektirmez.
Umursamazlıktan ya da
sorumsuzluktan kaynaklanan
hataların karşılıksız kalması
Masonik Tolerans değildir.
Bilgisizlikten kaynaklanan
hataların hoş görülmesi, bu
hataların tekrarlanmasını
sağlayacak bilgilerin hatayı
yapana aktarılması kaydıyla
Masonik Tolerans kapsamına girer.
Farkı görüşlerin sabır ve
dikkatle dinlenerek,
tarafsızlıkla değerlendirilmesi
Masonik Tolerans gereğidir.
Gençlikten yeterli olgunluğa
erişmemiş olmaktan asabi yapıdan
veya sahip olunan statüyü
hazmedememişlikten kaynaklanan
sert tutum ve çıkışları
yumuşaklık ve olgunlukla
karşıalyıp soğukkanlılıkla
cevaplandırmak Masonik Tolerans
gereğidir.
Bu ana sınır çizgileriyle
belirlenen Masonik Toleransa
baktığımızda , Masonik
Toleransın Masonluğun önemli iki
başka ilkesiyle doğrudan
ilişkili olduğunu görürüz.
Bunlar insan sevgisi ve hakikat
arayışıdır.
Masonik Tolerans’ın insan
sevgisiyle ilgili yanı
bilgisizlikten kaynaklanan
hatalar ile sert tutum ve
davranışların hoşgörü ve
olgunlukla karşılanması ve bu
tavırla o kişilere sevgiyle dolu
bir insanlık dersi verilmesi
yaklaşımıdır. Bu yaklaşım,
insanlık sevgisi taşıyan olgun
bir Mason’un çevresine örnek
olacak sevgi ve bilgelik
mesajlarını taşır ve toplumun
manevi değerler açısından
yüceltilmesini öngören Masonluk
misyonunun yerine getirilmesine
katkıda bulunur.
Masonik Toleransın hakikat
arayışı ile ilgili yanı şimdiye
kadar bilene ve inanılanlara
aykırı dahi olsa her türlü görüş
ve düşüncenin sabırla dinlenmesi
ve dikkatle değerlendirilmesi
yaklaşımıdır. Masonik Tolerans,
bu boyutuyla Mason’un
bağnazlıktan uzak, her türlü
yeni görüşe ve düşünceye açık
olması ilkesini gerçekleştirmeyi
amaçlamaktadır. Hakikatin
arayışı çabasında ileriye doğru
bir adım atabilmenin en önemli
koşulu da zaten bu açık
fikirliliğe ulaşmış olmak değil
midir?
II- MASONİK YAKLAŞIMLAR
4. MASONLUĞUN EVRENSELLİĞİ,
ÇAĞDAŞLIĞI, BENİMSENMİŞLİĞİ,
YAYGINLIĞI VE YAŞAM GÜCÜ
4.1. Masonluğun Evrenselliği ve
Benimsenmişliği
Evrensellik; herhangi bir ürün,
davranış biçimi ya da düşüncenin
dünya üzerindeki insanların
büyükçe bir kısmı tarafından
kabul görmesi, benimsenmesi
anlamına gelir.
Evrenin dünyamız dışındaki büyük
uzantılarında yaşıyor olabilecek
zeki varlıklara ulaşmamış –şu an
için- olanaklı olmadığına göre
evrensellik günümüzde globalizm
anlamını taşmımakta ve gerçekten
de bu adla anılmaktadır.
Globalizm kavramı evrensellik
kadar geniş kapsamlı ideali
içermemekte olup daha pragmatik
ve gerçekçi boyutta kalmaktadır.
Globalizm bir dünya toplumu
kavramının tek bir sözcükle
tanımlanmasıdır.
Düşünsel Masonluk her ne kadar
sembolizminde Doğu
mistisizminden öğeler taşıyor
olsa da öz olarak Avrupa
Aydınlanma Dönemi akılcılığından
aldığı esinle şekillenmiş, bayı
düşünce okullarının bir ürünüdür.
Mesajı “Evrenseldir”
yaklaşımı “Batılı”dır.
Masonluğun evrensel mesajı;
insanların Kardeşliği, insanlar
arasındaki sevgi, barış ve
adaletin sağlanması, insanlarda
dürüstlük, cesaret, şefkat gibi
erdemlerin oluşturulması olarak
özetlenebilecek, dinler ile
erdemleri gerçekleştirmeye
yönelik diğer mistik, ezoterik
veya açık mezhepler veya
Kardeşlik cemiyetlerince de
desteklenen bir içeriğe sahiptir.
Masonlukta diğerleri arasındaki
sembolizma ve anlatım farklılığı,
mesajın içeriğini değiştirmez.
Masonluğun bunlardan ayrıldığı
en önemli nokta, Masonluğun
insan merkezli, diğerlerinin
Tanrı merkezli olmasıdır.
Masonluk Kartezyen bir
rasyonalizmle üyelerini ve
zamanla insanlığı hakikatin
arayışına yöneltirken onlara
akıl ve hikmeti rehber kılmıştır.
Bu akıl insan aklıdır ve
gerçeğin araştırılması yolundaki
en etkili araçtır. Akıl ve
hikmeti kullanarak ve yalnız ona
güvenerek gerçeğe ulaşmak
olanaklıdır. Diğerleri ise aklın
önüne inancı koyarak skolastik
bir niteliğe bürünmüş, hakikati
tanrısal mesajın yorumunda
aramışlardır.
Masonluğun, tanrıya inancı
korumakla birlikte, bu insan
merkezli yaklaşımı onu Batılı
olarak tanımladığımız düşünce
yapısının bir kurumu durumuna
getirmiş, evrenselliğini ve
benimsenmişliğini bu ölçüyle
sınırlandırmıştır.
4.2. Masonluğun Çağdaşlığı
Çağdaşlık nedir?
Yaşadığımız çağı yakalamak mı?
Yoksa çağımızın geçmişleri
aşmasını sağlamak için katkıda
bulunmak mı? Veya önümüzdeki
çağı şekillendirmede etkili
olacak adımları atmak mı?
Çağdaşlık bunların tümüdür.
Çağdaşlık bir çizgi değil,
belirli derinliği olan bir
cephedir. Bu cephe derinliğinin
içine düşen tüm kişi ve kurumlar
farklı ölçülerde olmak üzere
çağdaştırlar.
Bu cephenin en gerisinde olanlar
geçmişle çağın ilişkisini
kuranlar, ortasındakiler çağı
yaşayanlar, ileridekiler ise
çağdan esin alarak gelecek çağı
hazırlayanlardır.
Bu cephede Masonluk nerededir?
Her yerde… Hem geçmişte, hem
bugünde hem de gelecekte.
Masonluğun kurumsal yapısı onu
çağlar ötesine taşıyabilecek
sağlamlığa esnekliğe ve
kapsayıcılığa sahiptir.
Masonluğun zaman içinde gözden
geçirilmesi, reforme edilip çağa
uydurulması söz konusu değildir.
Masonluk zamanın ötesindedir.
Çağın Masonluğu değil Masonluğun
çağı şekillendirmesi esastır.
Masonluk bu görevi üyeleri
aracılığıyla yerine getirecektir.
Çağı Masonluk ilkelerine göre
şekillendirme görevi Masonlara
verilmiş bir görevdir. Mason,
gerçek görev yeri olan harici
alem için eğitilir. Geleneklerle
örülmüş, sembolik – ezoterik bir
öğreti görüntüsünü veren
Masonluğun içeriğindeki çağlar
aşırı mesajlarını algılayarak
onları çağı şekillendirmek için
kullanacak olan Masonlardır. O
halde çağdaş olup olmadığı,
çağdaşsa çağdaşlığın neresinde
olduğu tartışılacak olan
Masonluk değil Masonlardır ve
onların Masonluğu yorumlayışıdır.
Bu çalışmada yalnız muntazam
Masonluktan söz edildiğini
hatırlatarak şunu söylemek
olanaklıdır. Her Mason’un
ayrıntılarda Masonluğa kişisel
yorumlarını katması ve bu
yaklaşımlarıyla onu
zenginleştirmesi doğaldır. Hatta
doğalın ötesinde, bu yorumlama
her Masonun görevidir ve
yapılmalıdır. Masonluğun
mesajlarında çağın
gereksinimlerine yönelik
olanları ancak bu yorumlama ile
algılamak olanaklıdır.
İnsanların özgür oldukları
tutsak edilemeyecekleri akıl ve
hikmetin en büyük yol gösterici
olduğu, aklın yardımı ile
hikmete ancak hür düşünce ile
ulaşılabileceği, hakikatin
arayışının hiç bitmeyeceği ve bu
arayışın hiç durmadan sürmesi
gerektiği toplum yaşamının önde
gelen öğesinin insan sevgisi
olduğu ve bu sevginin hoşgörü,
barış ve adalete dayandığı buna
rağmen doğru olanı
gerçekleştirmenin mücadelesiz
olamayacağı insanın doğru olanı
yapmak doğrultusunda sürekli bir
eylem içinde olması ve bu yapıcı
eylemini sürdürürken aynı
zamanda yıkıcı yok edici güçlere
karşı da savaşını sürdürmeye
hazır olması gerektiği,
Masonluğun verdiği çağdaşlığı ve
evrenselliği tartışılmayacak
mesajlardır.
Peki masonlar çağdaş mıdır? Buna
kısa bir yanıt vermek aşırı
basitleştirme olur. Bir kısım
Mason, çağın gereklerini
yadsımamakla birlikte, Masonluğu
eskiyle geleneklerle bir bağ
olarak yorumluyor olabilir ki
bunlar çağdaşlık cephesinde en
geridekilerdir.
Bir kısmı, çağın gereklerine
ayak uydurma gayreti içindedir.
Localardaki çalışmalar olsun
diğer etkinlikler olsun hep
güncel olanlara ilişkilidir,
çağdaş toplumun sorunlarını
Masonik düşüncenin bakış
açısından değerlendirip çözüm
yolları önerme gayreti içindedir.
Bir de en önde durup ileriye
bakanlar vardır. Bunlar şimdiki
toplumun gidişini
değerlendirerek geleceğin daha
iyi olmasını sağlayacak çözümler
önerme gayreti içindedirler.
Bu üç yaklaşım da Masonluğun
yapısıyla bağdaşan
yaklaşımlardır ve bu nedenle
Masoniktir. Statükoyu korumak,
hiçbir şeyi değiştirmeden aynen
ve ısrarla eskiyi yaşatma
tutuculuğu veya eskiyi geri
getirme bağnazlığı akılcılıkla
bağdaşmayan bir skolastisizmin
ürünüdür ki, akıl ve hikmet
ışığında hakikati arama
ilkesiyle çeliştiği için Masonik
değildir.
Özetle, çağdaşlığın tekdüze bir
düşünce biçimi olmadığını kendi
içinde derinliği bulunduğunu ve
bu derinliğin her noktasının
Masonik düşünce ile bağdaştığını
ancak bunun dışındaki ısrarlı
bir tutuculuk ve bağnaz bir
dogmatizmin Masonluğun en temel
ilkeleriyle çeliştiğini bu
nedenle bu doğrultudaki düşünce
ve davranışların Masonik
olmadığını belirterek,
Masonluğun çağlar aşan
mesajlarını algılayıp taşıyacak
olan Mason Locası kimliğindeki
tüzel kişiliklerin veya
Masonların çağdaş olmak zorunda
olduğu sonucuna varılır.
4.3. Masonluğun Yaygınlığı ve
Yaşam Gücü
Günümüze baktığımızda Masonluk
şöyle bir görüntü veriyor. 18 ve
19.yy.da toplumsal reformasyonu
sağlayacak bir düşünce okulu ve
akılcılıktan güç alan bir ahlak
sistemi olarak yeni bir dünyanın
kapısını açmada etkili bir
anahtar gibi görülen Masonluk,
bu günlerde kendisine yüklenmiş
olan bu misyondan büyük ölçüde
uzaklaşmış görüntüsü vermektedir.
Bunun çeşitli nedenler var.
Birincisi, Spekülatif Masonluğun
kurulduğu 1717’den günümüze
kadar geçen 292 yılda dünya
değişmiştir. Kilisenin /Katolik
Kilisesi/ etkisi büyük ölçüde
azalmış, İslam ve Yahudilik,
köktenci akımlarını bir kenara
bırakırsak, kurumsal olarak
Masonluğa cephe almamıştır. Bu
durumda, toplumu yönlendirme
gayreti içinde olan tutucu din
kurumları karşısında akılcığı ve
aydınlığı savunan bir hareket
olarak Masonluğa gerek
kalmamıştır (!). İkinci olarak,
toplumsal reformun önemli bir
alt yapısı olarak Masonluğun
desteklediği “insan hakları”
büyük bölümü Mason olan düşünür
ve devlet adamlarının gayreti
ile bir “Evrensel Bildiri”
durumuna dönüşmüş ve dünyanın
büyük bir kısmı tarafından kabul
edilmiştir.
Demokrasiyle yönetilen dünyanın
karşısındaki Doğu Bloku çökmüş
ve yeni kurulan devletler Batı
tipi Demokrasiyi
benimsemişlerdir. Böylece
Masonluğun kitlesel reformasyona
yönelik bu ülküsü de büyük
ölçüde gerçekleşmiştir.
Günümüzdeki gelişmelere göz
atarsak, teknoloji ilerlemiş,
ama nüfus kontrolü
sağlanamamıştır. Avrupa’da artık
ırkçı-faşist düşüncedeki
partiler yine yüksek oylar
almaya başlamıştır. Tüm dünyada
bir refah sağlanamamıştır.
Öyleyse “Masonluğun desteklediği
değerlere evrensel olarak sahip
çıkılıyor, Masonluğun bunları
yaşatmaya çaba göstermesi artık
gerekli değildir” denilebilir
mi?
Masonluk, bugün yaklaşık olarak
7 milyonluk bir Kardeşlik
topluluğudur. Bunun yaklaşık
%90nı Avrupa ve Amerika’dadır.
%75 ise ABD ve Birleşik
Krallıktadır. Masonluk çok büyük
bir bölümü dünyanın önde gelen 5
ülkesinin (ABD, Birleşik Krallık,
Fransa, Almanya, Kanada)
sınırları içinde ve bu ülkelerin
vatandaşlarından oluşan
Kardeşlerin çoğunlukta olduğu
bir Batı Dünyası kurumu
niteliğindedir. Bu 5 batılı
devlet dünya toplumunun
sorunlarının en az hissedildiği
ancak bunlara çözümlerin
oluşturulup uygulanması
açısından en etkili devletlerdir.
Masonluğu oluşturan Kardeşlerin
sosyal durumuna bakıldığında,
ABD ve İngiltere’de bir miktar
işçi, esnaf, polis, küçük devlet
memuru Masonların bulunduğu
görülmekle birlikte, genellikle
toplumun gelir ve kültür düzeyi
yüksek kişilerinden oluşmaktadır.
Bugünkü haliyle Masonluk yalnız
gelişmiş bir Batı Ülkesi Kurumu
olmakla kalmayıp aynı zamanda
bir seçkin sınıf kurumu
niteliğindedir. Seçkinler
çoğunlukla içinde bulundukları
toplumu etkili biçimde
yönlendirebilecek statü ve
görevlerde bulunmaktadır. Ancak
bunlar bireyseldir. Çağdaş
Masonluğun siyasetten uzak kalma
çabasından olsa gerek, örgütlü
tutum belirlemek hatta görüş
bildirmek bile uzak kalmaktadır.
Büyük Loca ve Yüksek Şuranın
kurumsal olarak Atatürk
devrimlerini desteleyen ve
laiklik yanlısı tutumu bu genel
eğilimin dışında tutulabilir
gözükse de aslında ülkemiz
açısından bir aydınlanma devrimi
olan Atatürk devrimleri politik
sahanın üstünde bir konuma sahip
olduğu düşünüldüğünde siyaset
ile doğrudan bir bağlantı
olmadığı ortaya çıkacaktır.
Dünya masonluğunun ağırlık
merkezini oluşturan gelişmiş
ülkelerde Mason locaları önemli
sayılabilecek kaynaklar elde
etmektedir. Bu kaynaklar büyük
ölçüde güçsüz ve muhtaçlara daha
iyi yaşam koşullarının
sağlanabilmesi için
kullanılmaktadır.
Özetle, dünyada Masonluğun
bugünkü görüntüsü; 18.yy.da
üstlenmiş olduğu misyonlardan
uzaklaşmakta olduğu bir
toplumsal reformasyondan ziyade
kişiyi arındırmaya değer veren
içe dönük, bir hayır cemaati
durumuna dönüşmekte olduğu
hakikatin arayışının ise yalnız
sembolizmada kaldığı şeklindedir.
Değişen Masonluğun kendisi
değildir. İlkeleri evrenseldir
ve mesajı hiç durmayacak bir
çaba ile doğrunun ve güzelin
arayışına yöneliktir. Bu arayış,
yalnız Masonlar için değil bütün
insanlık için mutluluk yuvası
olacak bir ülkü mabedi oluşturma
amacını taşır ve bu amaç yerine
gelinceye kadar da sona
ermeyecektir. Mozart’ın müziği
Goethe’nin eserleri eskimedikçe
Masonluk taptaze kalacaktır.
Mutlaka öyle olacaktır. Ama
gidiş bu doğrultu da olduğu
müddetçe bir Anglosakson iyi
ahlak ve hayır kulübü niteliği
gittikçe daha baskın hale
gelecek ve Batı’nın batısı ve
kuzeyinde ağırlıklı olarak
yoğunlaşan ve bu merkezden
uzaklaştıkça seyrekleşen bir
Kardeşlik cemiyeti olması içten
bile değildir. Bu durum
Anglosakson dünyada yeni üyeler
bulmayı gittikçe zorlaştırdığı
da ayrıca değerlendirilmesi
gereken bir gerçektir.
5. MASONİK UYGULAMA VE YARARLAR
AÇISINDAN MASONLUĞUN YAPISAL
SINIRLARI
5.1. Örgütsel Yapı
Çağdaş Masonluğun örgütsel
yapılaşması Sembolik Localarda
Büyük Locaları altında İskoç
Ritinde ise Yüksek Şuralar
altında gerçekleşmiştir. Her bir
Büyük Loca ve Yükse Şura
özerkliğe sahiptir ve kendi
hakimiyetlerindeki alanda tek ve
hâkim otoritedir. Büyük Localar
ve Yüksek Şuralar arasında
eşitliğe dayalı iletişim ve
etkileşim vardır ve Büyük
Localar veya Yüksek Şuralar
meclislerinde öncelikten doğan
bir duayenlik dışında herhangi
bir hiyerarşi yoktur. Büyük
Localar arasında İngiltere Büyük
Locası, Yüksek Şuralar arasında
ise Washington DC deki ana
(Charleston) Yüksek Şurası
öncelikleri nedeniyle duayen
niteliğindedir.
Muntazam Masonluk ilk 3 dereceyi
yalnız Büyük Locaların hakim
olmasını, bunun üzerindeki
derecelerde ise farklı ritlerin
bulunabileceğini, bu ritlerin
Masonluğun temel ilkeleri ile
çelişmedikleri sürece Masonik
kabul edileceklerini ve bu
ritlerin herhangi birine devam
eden Masonların Sembolik
Derecelerden
uzaklaştırılamayacağını öngörür.
Dünyada en çok üyesi olan rit,
Eski ve Kabul Edilmiş İskoç
Ritidir. 1762 ve 1786
yıllarındaki düzenlemeler
doğrultusunda oluşturulmuş
anayasaya göre EKESR 33 derece
üzerinde çalışır. Halen
Masonluğun yüksek derecelerinde
çalışmakta olan mevcut ritler şu
şekildedir.
Fransız Riti (Modern Rit)
Memfis Mizraim Riti
Düzeltilmiş İskoç Riti
Anglosakson Ritleri (Royal Arch
ve Mark Mason)
İskandinav Riti
Sembolik Rit
Martinist Rit
14 Dereceli Amerikan Riti (York
Riti)
Bunların dışında kurulmuş
bulunan ve yaşamamış olan veya
Masonik kabul edilmeyen ve
Masonluk için çizilmiş bulunan
sınırın dışında bırakılmış başka
ritlerde olmuştur.
Bu durumda neyin Masonik, neyin
Masonik olmadığını belirlemede
etkin olan bu sınırın nereden
geçtiğinin saptanması önemlidir.
Bu sınırı belirleyen sınır
taşlarının yeri çok belirgin ve
kesin olmamakla birlikte
Masonluğu Masonluk dışı olandan
ayıran sınır aşağıdaki ilkelerle
çizilmektedir.
1. Çırak, Kalfa ve Üstad
derecesinde çalışan belli bir
yaşı doldurmuş sakatlığı olmayan
erkeklerin üye olduğu Sembolik
Localar şeklinde örgütlenmiş
veya böyle örgütlenmeye dayanır
olmak
2. 1723 tarihinde yayınlanmış
Spekülatif Masonluğun Anayasası
niteliğinde olan Anderson
Anayasası hükümlerine uymak
3. Çırak, Kalfa ve Üstad
derecesindeki örgütlenmenin
bağımsız ve muntazam bir Büyük
Locadan patent almış olması ve
bunun iptal edilmemiş olması
4. Evrenin Ulu mimarının
varlığına ve ruhun ölmezliğine
inanmak
5. Masonluğun yararı ve
istifadesi için yeni tüzük
yapmak veya olanlar üzerinde
düzeltmeler yapmaya yetkili
olmakla birlikte Landmarkların
korunmasına özen göstermek.
Masonlukla Masonluk dışı olan
arasındaki sınırı belirleyen
sınır taşlarının yerinin en
belirsiz olduğu bölge
Landmarklarla ilgili olan yerdir.
Landmark ifadesi ilk kez 1720
yılında İngiltere Birleşki Büyük
Locası Büyük Üstadı George Payne
tarafından kullanılmıştır. 1720
de hazırlatılan ve 1721 de
onaylandıktan sonra 1723 yılında
basılan Anderson Anayasasının
içeriğine yerleştirilmiş LGT’nin
39. Maddesinde yer alan ve aynı
anayasanın 1738 tarihli ikinci
revize basımında iki kez söz
edilen Landmarkların neler
olduğu konusunda bir açıklık
yoktur.
Landmark bir inşaatçı deyimidir
ve bir arazinin yerinin
saptanmasında kullanılan yeri
değişmeyen sabit işaretler
anlamına gelir. Bir kilise
kulesi, ulu bir ağaç, eski bir
çeşme gibi önceden arazide
bulunan işaretler Landmark
olabileceği gibi, bir arazinin
sınırlarını işaretlemek amacıyla
yerleştirilen köşe taşı, işaret
direği gibi sonradan ve sırf bu
amaç için kullanılan işaretler
de olabilir.
Mesajlarını operatif Masonlardan
kalma inşaatçılık deyimleriyle
aktarma geleneğini sürdürmekte
olan spekülatif Masonların
mesleğin sınırlarını belirlemede
böyle bir deyim kullanmaları
yerindedir. Ancak arazi
işaretlerinin neler olduğunun
açıklık kazanması da gereklidir.
G. Payne bir açıklama
getirmemiştir. Bunun iki nedeni
olabilir
1. Masonluğun diğer sembolleri
gibi bunu da yoruma akıl ve
hikmeti kullanan Masonların
idrakine bırakmıştır. Eğer
böyleyse Landmarklar zamana göre
değişebilir.
2. Payne, 1720 yılında
Landmarklardan söz ederken
düşünsel Masonluğun anayasası
üzerindeki çalışmalar
sürmekteydi, bu nedenle, bu
ifadeyle oluşmakta olan
anayasanın hükümlerine atıfta
bulunmuştu. Bu durumda
Masonluğun sınır noktalarının
ilk dördü Landmarktır ve beşinci
maddede ayrıca landmarklardan
söz etmek gereksizdir.
Bu son görüşü bir çok Mason
yazar benimsemekle birlikte
Masonluk Ansiklopedisinin ilk
yazarı Albert Mackey tarafından
önerilen 25 maddelik listeye
itibar edenler veya başka
listeler önerenler de vardır.
Özellikle 1758de ABD’de bir
landmark patlaması yaşanmış
birçok liste yayınlanmış ve bazı
Büyük Localar bunları resmen
benimsemiş olmakla birlikte
Avrupa ve özellikle Anglo-Sakson
Masonluğu Landmark beirleme gibi
bir eğilime hiçbir zaman
girişmemiştir.
Ancak değişebilirliği hakikat
arayışı için bir gereklilik
olarak kabul eden, dogmatizmden
ve skolastisizmden uzak durmaya
çalışan düşünsel Masonluğun
dogmatik sayılabilecek çok
maddeli bir sınırlamayla kendini
kısıtlaması mantıklı ve anlamlı
gözükmemektedir. Ancak gene de
Masonluk ve Masonluk dışı
arasında daha ince bir ayrım
yapabilmek için yukarıdaki dört
landmarkın dışında başkalarına
da gereksinim var ise, bunların;
a. Çok derinliğine eski ve
benimsenmiş
b. Bu nedenle değişmez ve
dolayısıyla
c. Evrensel
olması şarttır.
Türk Masonluğunda Landmark
sözcüğü HKEMBL BLTsinin
1.maddesinde yer almaktadır.
Bundan sonra Masonluğun temel
ilkeleri on madde olarak
belirtilmiştir. Masonluğa girmek
üzere başvuran hariciye
verilecek talepname içeriğinde
de yer alan bu 10 madde TBL
yorumuna göre landmarklardır
denilebilir. TFKD Tüzüğünde ise
Landmark ifadesine
değinilmemiştir.
5.2. Global ve Toplumsal Yapı
Önceki bölümde Masonluğun
Evrenselliği ve Yaygınlığı
altında, toplumsal ve global
yapıyı incelemiş ve bu kapsamda
Masonluğun yerini incelemeye
gayret etmiştir. Bu bölümde
yazılanlar orada değinilenleri
bir anlamda tamamlayacaktır.
Daha önce de ifade ettiğim gibi,
Masonluğun mesajı evrenseldir ve
eskiliğine rağmen çağdaştır.
Çünkü Masonluk durmayan bir
gayretle hakikati arayışı
öğütler. Bu arayış, akıl ve
hikmetin önderliğinde adalet ve
insan sevgisiyle yapılacak bir
iştir. Bütün Mason Locaları bu
mesajı aynı biçimde yorumlar ve
bu ülkünün yerine getirilmesi
için yaptıkları çalışmalar büyük
ölçüde birbirine benzer.
Localarda yapılan çalışmaları
iki ana başlıkta toplayabiliriz.
1. Tekris edilmiş ve
dereceleri yükseltilmiş
Masonların çeşitli kademelerde
öngörülen öğretilerle Masonik
düşünce tarzını ve erdemleri
edinebilmesi için yürütülen
yalnız ilgili dereceyi
kazanmışlara açık ritüelik
çalışmalar
2. Masonluğun bütün insanlık
ve insanları kapsayan idealini
gerçekleştirebilmek için dış
dünyaya yansıyan insani içerikli
çalışmalar
İlki Masonluğun içe dönük “ezoterik”
yönünü ikincisi ise dışa dönük
global ölçüde insani yönünü
temsil eder. Her ikisi de
ülkeden ülkeye bazı biçimsel
değişiklikler içerse de ana ilke
ve yaklaşımlar açısından
eşdeğerdir. Masonluğun dış
dünyaya yönelik çalışmaları her
biri bağımsız birer tüzel
kişilik olan ulusal Büyük
Localar ve Yüksek Şuralar eliyle
veya bunların yönlendirmesiyle
yapılmaktadır. Mali gücü bulunan
Localar da kendileri
etkinliklerde bulunabilmekte,
daha küçük Localar ise bağımsız
olarak belli sayıda öğrenciye
eğitim bursları sağlamakta ve
hasenat kurumlarına yardımda
bulunmaktadır.
Büyük Localar ve Yüksek Şuralar
arasındaki ilişki gevşektir ve
bağlar ise duayen nitelikteki
eski kuruluşlarca ancak Mesleki
kurumsal ilkelerin korunması (muntazamlık
gibi) ve felsefi yaklaşımlarının
yaşatılması amacıyla
işletilebilmektedir. Dünya
Masonluğu henüz daha ileri bir
düzeyde ortak hareketi
örgütleyebilecek global ölçekte
bir dayanışmayı sağlayabilmiş
değildir. Bunun başlıca nedeni,
Masonluğun din ve politika
konularını tartışmama ilkesiyle
ilişkilidir. Toplumsal olaylar
karşısında ülkelerin tutumları
birbirinden farklı
olabileceğinden, her ülkeyi
temsil eden Büyük Localar kendi
ülkelerinin tutumu doğrultusunda
tavır alacağından, birçok
uluslar arası ölçekteki konu
otomatik olarak siyasal bir
nitelik kazanmakta ve geniş bir
yorumla Masonluğun ilgi alanı
dışına itilmektedir. Bu durum
Masonluğun küresel ölçekteki
etkinliğini büyük ölçüde
sınırlamaktadır.
5.3. Kişisel Yapı
Masonluk bireyi Beden, Can ve
Ruh üçlüsünden oluşmuş bir bütün
olarak niteler.
Beden dünyasaldır ve maddeden
oluşur. Bu nedenle ölümlüdür.
Ruh tanrısaldır ve ölmez, her
zaman yaşar. Ölümle bedeni terk
eder, ama başak bir âlemde başak
bir biçimde yaşamaya devam eder.
Can ise, beden ile ruh
arasındaki bağdır. Bedeni
yaşatır ve ona ruhu algılama
yeteneğini verir. Canın yok
olmasıyla birlikte ruh bedenden
ayrılır ve beden bir ceset
olarak dünyada kalır, doğanın
değirmeninde ayrışıp gider.
Kişinin bu alegorik tanımı,
insan doğasının üç önemli
niteliğini bilgece
tanımlamaktadır.
1. BEDEN =
Maddi
dünya ve onun maddi varlıkları,
zenginlikleri
2. CAN =
Maddi
dünyanın zevklerini hazlarını ve
bedensel acılarını algılama
yeteneği
3. RUH =
Sevgi/nefret,
adalet/despotluk, bilgelik/bencillik,
dostluk/düşmanlık gibi
karşıtlıkları yaşatan, bilinç ve
bilinçaltını içerip insanın
kişiliğini oluşturan büyük yaşam
gücü.
Her insan bu üç öğenin
etkileşimiyle kimlik kazanır ve
yaşamda yönünü bulur. İnsan,
ruhunun bilincine vardıkça onun
derinliklerindeki değerleri
bulup çıkardıkça Masonik ve
insanca niteliklere ulaşır.
Ruhunun bilincinde olamayan
yalnızca bedeni ve canı ile
yaşayan ruhunu yönlendiremez,
terbiye edemez. Böyle bir insan
beden ve candan oluşmuş hayvan
gibidir, ancak ondan daha
tehlikelidir; çünkü terbiye
edilmemiş insani değerlere
yönlendirilmemiş bir ruhun ilkel,
içgüdüsel dürtüleriyle
kötülüklere daha yatkındır. Bir
toplumda bu türden insanlar ne
kadar çoksa toplum o kadar ilkel
tepkilere, moral çöküntüye,
şiddete yakındır.
Masonluk, kişiye ruhunun
bilincine varmayı, onun
derinliklerindeki değerleri
bulun ön plana çıkartmayı ve
bunları terbiye edip Mason
olarak tanımlanan üstün insan
ülküsüne yaklaşma yolunda çaba
harcamayı öğretir. Sembolik
derecelerde bu doğrultuda temel
ve en gerekli öğeler aktarılır.
Masonluğun amacı, kişiyi
yücelterek kişi yoluyla toplumu
yüksek insani değerlere
ulaştırmaktır. Bu nedenle
Masonluk kişiyi hedef alır ve
öğretisini kişi üzerine
yoğunlaştırır. Öğretinin
içeriğinde, Masonluğun her
derecesinde farklı bir isimle
anılan Yüce Yaradana inanç
bulunmakla birlikte, yaklaşım
olarak, Masonik öğreti
sekülerdir. Dinlerin tanım
olarak içermek zorunda oldukları
dogmatizmden kaçınır bunun
yerine insan aklı önderliğinde
hakikat arayışını koyar.
Hakikati, kaybolan kelime ile
sembolize edip bunu da Yüce
Yaradan’ın kaybolmuş
söylenemeyen adı olarak
tanımlayıp dinler üstü bir
yaklaşımla ışıkla simgelenen
hakikatin tek kaynağı olan
Tanrıya ulaşımı öngörür.
Hakikat arayışında insan aklına
önderlik görevi vererek
sekülerizmi benimseyen Masonluk,
dinlerin mistisizminden de
etkilenmiştir. Masonluğun
dinlerden benimsemediği yan,
skolastik ve dogmatik
yaklaşımdır. Ruhban sınıfının ve
skolastik yanı ağır basan
dinlerin Masonluğa karşı duruşu
bu yüzdendir. Katolik
kilisesinin aforozu ve diğer
dinlerin köktenci hareketlerinin
Masonluk karşıtı davranışları,
Masonluğun tanrıya yaklaşırken
bütün biçimsel sınıflandırmaları
reddederek aklı ön plana
koymasıdır.
Dinlerin dogmatizmini reddederek
Mason kişiliğin rasyonel bir
mistisizm denilebilecek bir
doğrultuda biçimlendirmeyi
öngören Masonik düşünce,
kendisini tamamen dogmalardan
soyutlayabilmiş midir?
Masonluk ezoterik bir kuruluştur.
Ezoterizm demek seçicilik
ayrımcılık demektir.
Masonluk ve Masonluk
kapsamındaki öğreti herkese açık
değildir. Ancak duyarlı bir
eleme sürecinden geçenler
Masonluğa kabul edilirler.
Bazıları için kapı baştan
kapalıdır. Kadınlar Masonluğa
giremezler. Operatif dönemden
taşınarak gelen, dogmatik
denilebilecek bu tutum,
çağımızda da titizlikle
sürdürülerek toplumun yaklaşık
yarısını oluşturan kadınlar en
başında Masonluk kapsamı dışında
bırakılmaktadır. Kadınlara
yönelik Localar bulunmakla
birlikte, muntazam obediyans
bunları muntazam yani Masonik
kabul etmemektedir. Bu tutum
sorgulandığında Masonluğun
yanıtı şudur; “Masonluğun
ilkeleri, ve bunu gerçekleştirme
yaklaşımları gizli değildir.
Kadın, erkek herkes onları
öğrenebilir. Masonluk bundan
ayrıca mutluluk duyar.
Masonluğun amacı zaten düşünce
yaklaşımlarını topluma
olabildiğince geniş kesimlere
yaymaktır. Masonluğun gizli olan
veya ezoterik olan yanı törensel
içeriğidir. Bu da eski yöntem ve
geleneklere olan saygımız nedeni
ile eski biçimiyle yaşatmaya
çaba gösterdiğimiz bir
yanımızdır. Buna dayanarak
Masonluğu kınamak haklı bir
davranış olmaz.”
Bu gerekçe yerindedir. Ancak su
da eklenebilir, Masonluğun
düşünce ve yaklaşımlarını
benimseyip yaşama uygulayacak
Mason kişilik yapısını
oluşturmadaki başarı büyük
ölçüde ezoterik törensel
içeriğinin zenginliğine ve
güzelliğine dayanmaktadır.
İnsanı Mason yapan yolda
ilerlemeyi özendiren bu yolda
çaba harcamaya yönelten bu
güzellik ve onun gizemciliğinin
çekiciliğidir.
Masonluğun dogmatik olarak
nitelendirilebilecek başka bir
yanı Evrenin Ulu Mimarına inanç
zorunluluğudur. Bu sınırlama
ateist düşüncede olan bir kişiyi
daha başından Masonluk dışında
bırakır. Tanrıya inanç
zorunluluğunu benimsemeyen
obediyanslar muntazam kabul
edilmemektedir. İyiliğin,
bilginin ve güzelliğin kaynağı,
mutlak hakikatin barındığı yer
olarak nitelenen bir büyük
yaratıcı güce inanç olmadan,
kanımızca Masonik düşünce ve
Masonluğun hedefleri dayanaksız
kalır. Oswald Wirth’in
belirttiği gibi gerçek anlamda
Masonik düşünce bir yanında
hümanizm diğer yanında teizm
bulunan bir terazi gibidir.
Tanrının varlığına inancı
reddetmemekle birlikte buna
değinme ihtiyacını duymadan
yürütülecek bir öğretinin tanım
olarak gerçek anlamda Masonik
olması zordur.
Masonluğun dogmatik olduğu
düşünülebilecek yonlerine de
değinilerek incelediğimiz
Masonluğun kişisel yapısı ve
Mason kişiliği aşağıda kısaca
belirtilen öğelerle tanımlanan
bir moral düşünsel yapıdır.
• Tanrıya inançlı ancak bu
inancı dogmalar ve batıl
inançlarla sınırlanmamış, mistik
yaklaşıma açık, biçimden çok öze
değer veren düşünce yapısında,
• İnsanları, doğayı seven,
sevgi ve anlayışı en yakın
çevresi olan aile çevresinden
başlayarak iş çevresine, dost
çevresine, Kardeşlik çevresine
ve giderek bütün insanlığa
uzatabilme yeteneğini taşıyan
• Düşünen, hiçbir düşünceye
körü körüne bağlanmayan,
başkalarının düşüncelerine
saygılı, eleştiriye açık,
demokrasiye inanan, hoşgörülü,
• Yeniliklere açık, çağdaş –
uygar, üretken,
• Duygu yanı güçlü ancak
duygularını açığa vurmada
dengeli, alçak gönüllü,
içgüdülerini aklıyla dengeleyip
dizginleyebilen
• Adil, vicdanlı, yardımsever,
sevdiklerine sadık ve güvenilir.
Görüldüğü gibi,
bir
Mason’un kişiliğini tanımlayan
yukarıdaki altı maddede
belirtilen kişilik yapısı bir
üstün insana aittir. Masonluk
bir ülküdür ve Masonun önüne
koyulan hedefte budur, yani
üstün insan olmadır.
Bu hedefi benimseyip ona
ulaşmaya çaba göstermek bile bir
parça olabilmek için yeterlidir.
SONUÇ YERİNE
Masonik sistem merkezinde insan
olan, insanı yüceltmek amacıyla,
geçmişin hermetik-ezoterik
düşüncesinden güç alarak
kurulmuş, zamanla eskimeyen
sağlam ve evrensel ilkelere
dayalı bu nedenle sürekli çağdaş
ve ileriye dönük bir düşünce
sistemini yaşatan bir Kardeşlik
topluluğudur. Masonluk, Evrenin
ulu Mimarı adını verdiği tek ve
büyük yaradana inancı üyelik
için şart sayması ve bu inancı
çalışmaları boyunca yaşatma
çabası içinde olmasına karşın
bütün öğretisini insan aklının
özgürlük içinde gerçeği arayışı
düşüncesi üzerine kurmuştur. Bu
düşünce yapısı, Masonluğa, bir
ahlak sistemi olarak büyük
ölçüde hümanist bir doğrultu
çizmiştir. Masonluğu insan
boyutlu olarak görmek yerinde
olur. Masonluğun insan
perspektifi “Kamil İnsan” ya da
“Mason” denilen üstün insan
perspektifidir. Bu nedenle akıl,
bilgelik ve güzellik doludur.
Bütün insanları ve insanlığı
kucaklayan bir sevgi mesajı
taşır.
Masonik sistemin uzanımı insanın
bedini ve düşüncesiyle
uzanabileceği bütün sınırları
kapsar. İnsanın olduğu her yerde
Masonluk vardır ve insan
düşüncesinin ulaştığı her boyuta
Masonluk da ulaşır.
Masonik sistemin hedefi kişi
olarak insandır. Masonluk bütün
eğitici yönlendirici gücünü kişi
üzerinde yoğunlaştırmıştır.
Masonluğun toplumsal kurumlar
üzerinde öngörümleri yoktur.
Kendisini Mason düzeyine
ulaştırabilmiş insanların
sayısının artacağı toplumlarda
sevgi adalet, bilgi ve bilgelik
üzerine kurulu toplum
düzenlerinin gittikçe daha büyük
güçle egemen olacağının ve bu
değerin bütün insanlığa
yayılacağının bilincini taşır ve
bunu amaçlar ancak bunun yol ve
yöntemlerini formel olarak
belirlemek gibi bir doğrultuya
yönelmez, kendini bireyi
yüceltme misyonuyla sınırlar.
Masonluğun yapıcılık
(konstrüktivizm) ilkesi bunu
belirler. Masonluğun bütün
derecelerinde ısrarla
tekrarlanan mabet yapma fikri
bilginin eyleme dönüşmesi
doğrultusundaki zorunluluğu
vurgular.
İnsanlık Mabedinin yapımı olarak
simgelenen Masonun görevi,
sürekli bir dinamizm gerektirir.
Bu dinamizm rutin bir emek
tüketiminin çok ötesinde bir
çalışmayı içerir. Mason mabedin
yapımına taş taşıyan insan
değildir. Onun görevi taşları
şekillendirmektir. Bu
şekillendirme eylemi, sürekli
bir düşünce etkinliği ve ileri
görüşlülük gerektirir. Çünkü her
taşın olması gerektiği şekil
farklıdır ve her taşın farklı
yontumu binanın bütününün en
sonda alacağı şekli göz önünde
tutarak yapılmalıdır.
Binanın şekli ise sürekli
değişkendir. Çünkü mabet
yapıldıkça kullanılan ve
kullanıldıkça yeni
gereksinimleri karşılamak üzere
büyüklüğü ve biçimi değişen bir
yapıdır. İnsanların idealleri
hiç tükenmeyeceği için insanlık
mabedinin yapımı da hiçbir zaman
sonuçlanmayacaktır.
Mabedin tam ve bitmiş şekli
aslında gerçeğin ta kendisidir.
O noktaya ulaşıldığında, yapım
sonuçlandığında, Masonluk artık
amacına ulaşmış olacaktır.
İnsanların tümü “kamil insan”
olma hedefine ulaştıklarında,
bütün ruhlar Tanrıya
döneceğinden ancak o noktada
Masonluğa ve Masonlara ihtiyaç
kalmayacaktır.
Mason, bu hiç gerçekleşmeyecek
ideale doğru, sonsuzdaki bir
noktaya ulaşmak için sürekli
dinamik çaba içinde olan
insandır. Dinamiktir, yapıcıdır,
iyimserdir. Dinamizmi gücüyle,
yapıcılığı aklıyla, iyimserliği
gerçekliğiyle sınırladığı gibi,
gücü inancıyla, aklı bilgisiyle,
gerçekliği ise bilgeliğiyle
ayrıca sınırlamıştır. Mason
kişiliği bu sınırları ne kadar
ileri taşımayı başarabilmişse o
derece kendini yüceltmede
başarılı olur.
Dilerim, Evrenin Ulu Mimarı, “İnsan”ı
tüm uğraşılarında başarılı
kılsın, sevgi halesi her tarafa
yayılsın.
Sevgi ve Saygılarımla.
| | | |